Pazar

Yine,hep...

Yahu bugün böyle bir boşluktayım,bıkkınım,karar almalıyım aslında ama mutluluk tebessümümde var dün geceden kalma laflarda...

Canım benim...

Seni seviyorum karizmatik insan...

Ve tanıdığıma da hiç pişman olmadım.Hala yüzümü güldürmen çok basit demek ki.

Beni unutma(:

Cuma

Anlamalı

Yapmayın... bir kadın bir erkeğin ne zaman hissettiklerini söylediğini ne zaman içinin acıyarak gizledigini anlar ya da anlamalı...

Anlar, anlar kesinlikle... yoksa hayat bu kadar kolay olmamalı mı?

Üff yaaa... Soğudum ikili ilişkilerden ya da carpık mı demeyliydim?

Cumartesi

Romantikleştirmeyin İnsanı yahu,kurcalamayın!

Selvi boylum Al yazmalım... ah be ne film yapmışlar zamanında... Seviyorum yeşilçamı. Bir de tın tın dinlediğim müzikler beni nerelere götürüyor bir bilseniz, ah nerden bileceksiniz.Zaten bilseydiniz , anlatabilseydim , ya da anlaşabilseydik bazen susarak dahi... Amaan ne diyorum ben!

Hadi canım sen de...

Ahh motor yakacaksın gibi duruyor beni...

bir iken iki, bir iken biz...

Ohh... hava da aşk kokusu var. Yine yeniden aşık olasım var. Herşeye rağmen...

O halde sevdim gitti... (:

Hele bi gell uzaklar sana gelir-miş :)

Şimdi hayalimizdeki planları hayata geçirme zamanı.

Henüz erken de olsa, bu sefer umarım doğru kişi ve doğru hayaller için çabalıyor ve gitmek istiyorumdur :)

En azından hayalimde yalnız değilim. Bir kişilik hayatı paylaşmaya çalışmak da keyifliymiş...

Cuma

Etten duvar(Bi senden Bi benden)

Soğuk,çok soğuk... Soğuk kokuyor sokaklar resmen. Saçlarımın dağılması,makyajımın bozulması söz konusu olsa dahi seviyorum ıslanmayı,üşümeyi...

Soğuk yüzüme çarptı bugün ama yüzüme çarpan bir çok şey daha oldu. Yapamıyorum. Bile bile affediyorum, gitmeyen bır arabayı yok yok otobüsü yok yok kamyonu hatta tırı ittirmeye çalışıyorum.Belki de rampada altında kalıp ezilirim ama buna mahkumum zaten. Bir gemi yapmıştım kağıttan denize salmıştım ama anlamıyorum rüzgar neden hep bana ittiriyor. ;

Sana artık gelme demeyeceğim,ben de gitmeyeceğim. Ama yaklaştıkça birbirimize ortalık kararıcak, bir duvar belirecek. Yine görmezsek paaaaaat deyip kafamızı çarpacağız. Yine...Sonra sen cesur görüneceksin ya hani , kırmaya çalışacaksın. Duvar kalın. Ellerim kanayacak önce , sonra ayakların tekmeledikçe. Belki sinirlendiğinde kafanı vuracaksın ördüğün duvara kafan kanayacak ama bu değil sorun,sorun bu değil. Seni acıtacak olan bu da değil. Duvarın çatlamadığını gördükçe gözlerin kanlanacak. Ağlayacaksın belki. Seni en çok acıtan gözlerinden düşen ve renksiz olan sıvı olacak. Gözyaşı işte adı.

Ve sen anlamadın, anlamayacaksın. Her zorladığında bu duvarı , her hamlende benim içimden birşeyler gidecek belki, belki etlerim kopacak, ezilecek...İçim parçalanacak işte. Hem de iki kere. Anlayamayacaksın işte. Duvarı ben kurdum , ben duvar oldum.

Üzüleceğim her hamlende kan revan içinde kaldıkça sen
Üzüleceğim aynı hamlende içimdeki duvara vurdukça sen...
Canım yanacak ,yandıkça canın...
Canım yanacak ,vurdukça
Aslında bana.

Bunlara rağmen geliyorsan yanıma ... Gel, kovmam artık. Beklerim ben, gelirim hatta. Ta ki duvarı görünceye kadar...

*********

Beşiktaşa artık haftada en az iki kere gidilecek, Çağ kursa yazıldı.
Okulda boş vaktim kalmadı.Çağ dil kursuna da yazıldı.
Zaten sürmekte olan bir ehliyet kursum vardı.
Çağ kararlı, ısrarla ders çalışmakta... Sadece kendim için :)
*********

Salı

gelecek ve geçmiş mantığının otobüs koltuğuyla bağlantısı

Eveet... Bugün de kendime yine abudik gubidik konular seçtim.

Bazı insanlar geçmişine bakarak yaşlandığı için hiçbir zaman geleceğe umutla bakamıyorlar sanırım bırakın umudu geleceği bile göremiyorlar. Çünkü hataları,pişmanlıkları peşlerini bırakmıyordur muhtemelen. Otobüste onlarca boş yer varken gerigeri gitmeyi tercih edip sürekli gittiği yolları seyretmekten zevk alan insanlar gibi tıpkı.Ne kadar acı aslında sürekli bişeyleri peşinden sürüklemek hatta sürekli bişeylerin peşinden sürüklenmek...Yaşayıp yaşayıp bitiremediğin,üzülüp ağlayıp doyamadığın,lanet edip de yine hazmedebildiğin bir takım şeyleri hergün yeniden yine yaşamak...

eh..Tabiki de gemişini unutarak yaşamamalı insan bunu savunmuyorum ama geleceğindeki hedefleri köreltip,mutluluklara ket vurmamalı eski dünyanın büyüsüne kapılıp.


Sonuç olarak otobüse bindiğinizde oturmak için seçtiğiniz koltuğun düz olmasını tercih etmenizi dilerim...

Not: oturacak yer arama şansına nail iseniz (:

Pazar

Vazgeçtim (:

O kadar çok aşıktım ki ona tanışmak istedim. Ne işle meşgulsün dedi. Ben her gün seni seviyorum dedim. Anlamadı...vazgeçtim.

K.İskender

Perşembe

Çok açık aslında

Beni çok sevsen ne çıkar ki, eskisi gibi olmadıktan sonra hiçbir şey...En azından benden artakalanları bile toparlayıp rafa kaldırdığımı bilmen,anlaman gerekmez miydi?

Beni çok sevsen ne farkeder ki , seni sevebileceğim gibi davranmadığın sürece...

Bu kadar basit aslında olay.Hayatın kanunu olsa gerek. Sevmek,aşk vs duyguların bazen karşılıklı bile olması yetersiz kalabilir-miş.Bunu okuyamayacağını bildiğim ve sana bu kadar açık olamadığım ya da zaten beni hiç anlamadığın ya da anlatamadığım ya da birbirimize zaten eksik kaldığımız bu şeyler için...

Afedersin...

Salı

İşte öyle bir gün

Yol da,otobüsteyken mesela o kadar çok yazı malzemesi cıkıyor ki önüme ama eve geldiğimde yorgunluktan olsa gerek hepsi ucuyor aklımdan.Sırf bu yuzden şu cicili bicili telefonların internetlerini özenir oldum (:


Neyse aklımıza gelen bir kaçından bahsedelim.Trafiğe hep bu kadar dikkat eder miydim? Yoksa ehliyete yazıldığımdan beridir mi bir ilgi geldi anlamadım :/

İstanbul'a aşığım.Ama trafik ölüm bana.Sorarsanız otobüste 2 saatte gitsem çok eğlenirim,yolu ve yolculuğu severim ancak iş-güç bu zevkimi elimden alıp işkenceye dönüştürüyor ne yalan söyleyeyim.Bazen yürümeyi daha hızlı kılıyor trafiğin durumu...

Dün gece yine beynimin ısrarı ve bacaklarımın hamlığı üzerine yürümeye karar verdim.Saat 20.00 suları.Minibüs yok ancak yollar oyle dolu ki...

Mesela anlamıyorum sayın Yıldırım mah. sakinleri , bu kadar zengin olup bütün caddeyi arabalarınızla doldurmak zorunda mısınız? Hayır yani iki şeritli bir caddeye sahibiz ama iki şeridi aynı anda kullanamıyoruz , neden?

Hadi karşılıklı yol kenarlarına park ediyorsunuz ve tek şeritli (gidiş-dönüş) haline getiriyorsunuz yolu , arkadaş kaldırımları bizlere bıraksanız? Hayır tamam biz de şoför adayıyız da bu ayaklarda bizim yani nerde kullanabiliriz onları artık alan bulamıyorum.Kaldırımların da arabalarla dolu olmasına nasıl sinir oldum anlatamam. Resmen kendime yürüyecek yol bulamadım.

Tüm bu stres az gelir gibi bir de çöp kamyonu!!! Haydaa... Arkadaş ya gece gel al çöpleri ya sabah erkenden. Tam iş vakti sana ne oluyor? Zaten yeterince kalabalık ve gerginiz. Çık git aradan. Koskoca kamyon , koşuşturan çöpçüler ve tabi ki oraya buraya atılan kovalar. Heh yani kendime yürüyecek yol bulamazken önümün de bu şekilde kesilmesi iyi oldu.

Bir ara kendimi karar verme aşamasında buldum. Ya çöp kamyonunun içinden geçecektim ya da ezilme pahasına trafiği bir süre etkisiz hale getirip evime ulaşmaya çalışacaktım.

Bir de uzun boylu esmer bir çocuğun (?) karşımdan yanıma gelene kadar süzmesi ve yanımdan geçerken takılmam yok muydu... Tanrım güzelim biliyorum ama bu kadar çabuk nazara gelmemeliyim (:

Yaralı-Ölü ?

Sözlerimin karardığını farkediyorum bu aralar.Garip,alakasız konulardan bahsetmek istiyorum sebepsiz.Öncelikle kendimden tabiki de bencil bir insan sayılırım.Kafamdaki soru işaretlerinin noktalarını kaybediyorum sonra istemediğim ya da tahmin etmediğim insanların arkasında yanyana geliyorlar üçü bir olup...Devamı var,eksik cümle, bu mu yani? ne işiniz var sizin orda herkes yerine gitsemde bir başkaldırma görüyorum noktalamalarımda,sen yerinde misin çağ? Evet... İstemek için birşeyleri birilerinden ,örnek oluşturmak lazım sanırım bazen.O halde uzun bir süre soru soramayacağım kendime. Noktalarım kaçışıp dururken etrafa neyi sonlandıracağıma da ben karar vermiyorum demek olur bu.Soru sormadan,korkmadan,sonlandırarak ya da sonsuzlandırarak aniden verilen kararlarla hayatımı,ya da noktaların bulmasıyla yönlerini bu mu olmalı yaşamım ki.Ya da kaçış benimkisi.Ama ya buna ihtiyacım varsa.İnsanların bana bakmasına bile tahammül edemiyorken bazen...

Aynaya bakarak saatlerce konuşup yüzleşesim var. Kendime ne kadar tahammül edebildiğimi merak ediyorum çok. Ne zaman kendimle uğraşmayı bırakabilirim acaba diye düşünüyorum sonra hiçbir zaman diye cevap geliyor derinlerden.Evet ben başarısız , beceriksiz bir kızım.Umutsuzum.En kötüsü de bu olmalı herhalde. Artık gözümü kapatıp gidiyorum.Başrollerimi,hayallerimi kimseyle paylaşmadan,kaptırmadan...Ama gözümü kapatınca rüyalarımın ele geçirilmesinden korkuyorum.Naparım ne ederim o kadar bilmiyorum ki.

Başarısız Çağla...Bu kadar güçlü olmak zorunda mısın, bu kadar güçsüz olmak zorunda mıyım?

Düşlerimin peşindeysen, düş peşimden!!!
Artık hayatımda bana ait bana özgü birşeyler kalmalı,bunlar masallarda adı geçen kaf dağı,pireler,develer olsalar bile. Öyle ya bir şeye sahip olma duygusundan mahrum kalmayı iyi öğretildim ya da öğrendim. Şimdi ise düşündüklerimi yapmama ramak kala,kaçmayı planlıyorum.Ama nasıl , ne zaman henüz kestiremedim.

Bir bıçak verin bana ya el'leri keseyim ya ellerimi...

İşte bu kadar saçmalayabilirim bir solukta ama buna ihtiyacım vardı.Bunu yapmak istedim ve yaptım.

Gündemimden;
*Bugün Onurla buluşamadım bunun üzerine tartıştık!
*Her zaman ki Çağ talihi,bindiğim araç(belediye otobüsü) yine kaza yaptı.
*Yan flüt kursumda pürüz var,yani istediğim kişiden alamıyorum.
*Okuluna gitmeye başladı bu kız
*Odasını ocak belledi ortalık durulduğundan beri,fazla kabuğunda yani öyle ki bir-iki tıkla duyamaz sesinizi,yorulmayınız...
*Alkole,tütüne meyil verdi bu kız
*Duygusalsın,büyütme,ne var bunda gibi yorumları duymaktan kafasını duvarlara vurmaya başladı
*Ve bunları okudukça kendini tanıyamaz oldu bu kız. Yıkıntının yazılı belgesidir Çağ'ın.

Umarım geçmiş olsun diyecek kadar yaşıyorumdur.Henüz 'rahmet-merhum' sözlerini duymaya hazır değilim...

Hoşça-kalın...

Pazartesi

Çağın gündeminden

İç sesler insana kafayı yedirtebilir sanırım.Bazen o kadar karışırki sesler birbirine hoppala,çığlık çığılığa ya da kargacık burcasık uğultular oluşuyo kulaklarımda.Bunu sıkça yaşamaya başladım.

Ama artık korkmuyorum ya da kimseye karşı sorumlu hissetmiyorum kendimi.Ya da kimsenin yanımda olmasına ihtiyaç duymuyorum.Bu işin özeti büyüyorum sanırım.


İçime atıyorum ama dışıma vuruyo tepkilerim.İçimden konuşup,mimiklerimle komik hallere düşüyorum belki de.Ama karmançorman bişey oldum.


Yazasım var ama anlatamıyorum ki pufff...Hüzün kovan kuşu gelsin en iyi...

Yazarım ya arada... Buralardayız daha!

değer mi,değdi mi?

Herşey planların dışında gelişti. Duygusuzluk o kadar aldı başını gitti ki tutabilene aşk olsun.Öfkemiz zaten gölgemiz gibidir hep,rengini belli etmeden ama uzaklaşmadan gelir peşimizden bir sır gibi sanki.

Kimseyi hayatında bir yapmamak gerektiğini öğretti hayat bana .Çünkü o kadar çok sayı var ki herşeyi ya da bir şeyi 1 e sığdırmak sonra 10 ar 10 ar acıtıyormuş.Bir aile, bir aşk,bir arkadaş... yok yok hiç de şık değil çok duygusallar...Bir iş,bir okul,bir proje... yok yok bu da çok soğuk oldu sanırım doğrusu... bir 'ben' evet evet...

1-ben
2-
3-
4-


herneyse gerisi şuanda o kadar önemsemiyorum ki. önemli olanı buldum birinci nedir hayatımızdaki.Merkezimizi kimlere emanet eder ya da kimlere kaptırıveririz bilmeden.Nasıl kendi bedenimizi,ruhumuzu başka yöneticilere ya da sömürgelere kaptırabiliriz...Olmaz,olmamalı... Bir artık tamamen belli bunun adı kısaca BENcillik olsa da...

***

Garip sesler duyuyor,garip yüzler görüyorum bazen .İşin komik tarafı benimsemekten korkuyorum onları,bağlanmaktan ya da. Cunku hiçbirinin zararını görmedim.Gerçekten hayaletler oluşturmaya başladım hayallerimde..Gerçekler acıtıyor ya da yırtıyor toz bulutlarımı..Okadar gerçekler , o kadar keskinler ki cunku...Çektim ellerimi,kapadım gözlerimi,sustum.Öyle ki bir ara nefesimi tuttum...Bekledim soluksuzca...Bir kayboluştu bu,belki de özendiğim birine bürünmekti.Bir an için hayal olmak ya da kopmak istedim gerçeklerden gerçekten.Geriye bir kac adım...Bir,iki,üç.Hoop kayboldum-sandım-.Yine uyanmak pek de hoş olmadı eski sıcaklığa.Soğuk ve keskin olmak istiyorum.Bir kaç şey ve hatta bir kişi hariç...

***

bir el değer hayallerime...Usulca sorarım değer mi? Bir göz değdi gözlerime,biraz nemli bakarım değdi mi?Yaşayacaklarımız için yaşadıklarımızı çöpe atmaya değer mi diyorum kendi kendime,sonra diyorum ayna yanlış yerde? birden sır ben oluyorum,sırlanıyorum camın arkasından beni görmeye çalışırken karşımdaki insanlar, yargılıyorum kendileriyle.Göremeden önünü bir taş ayağına değdi mi,kösteklenip yolunu kaybettin ya da az kaldı ama kaybedeceksin değdi mi?

***

Hoşgeldin Abi'm...

Perşembe

2 gündür felaket moralim bozuk ,kabıma sığamıyorum resmen.

Cuma gününü de bir atlatırsak eğer bazı şeyler daha da rayına oturacak gibi.

Bazı şeylerden çok şikayetçiyim aslında ama bunu paylaşamıyorum bile kimseyle. Kendimi çok yalnız hissediyorum şu aralar aslında ya. Konuşamamak , susmayı beceremediği halde bunun için çaba harcaması insanların üzücü aslında...

Her neyse deftere devam...Yakında buralarda azala azala yok olup gider kıyılarda bir yerlerde

Cumartesi

Ek seçimi,kök ayrımı...Kök salmak,ek atmak...

Biz büyür dünya değişirken,birbirimizi düşünüp başkalarıyla sevişirken...

Dünyamıza hoşgeldik yine.Gökyüzünden düştü hayaller paaatt ve yerden toplayabildiklerimi aldım koydum cebime coğu kayboldu elbette. Elimde kalanlarsa gerçeğe dönüştükçe dünyalaştı hayalden öte...

Bazen düşlerken düşer ya insanlar kendine geldiklerinde neydi o dilinin ucundaki ıııı... onu bile unuturlar hani. En guzel paragraflarım o zamanlarda kayboluyor sanırım benim.Başını hatırlasam hepsi gelicek sonradan ama...Ben başını hatırlayamıyorum ki,başlangıc yapamıyorum...Başlangıcım olmadığı için de gelişme ve sonucunu getiremiyorum hayatımın...

Ben nerde ne zaman başladım hayata? Hangi duygudan hangi olgudan hangi olaydan hangi kargaşadan hangi kavgadan hangi gülümsemeden hangi gözyaşından...Hangi his'den sonra başladım ben bilmiyorum...Yoksa hala başlayamadım mı ...Bir sonun başlangıcı olamaz değil mi? ama her başlangıcın sonu.Belki de çabuk bitmek istemiyorumdur ya da abuk yaşayıp,sabuk yaşlanmak :/

Yaş'lanmak... Yaşlanmak değil de derdim sanırım yaş'lanmak... Yüzümü kuruyken daha cok seviyorum.Nemliyken pek bir tuzlu oluyor-muş!

Hava sıcak,hava nemli ama bunaltıcı olan içim.Buz gibi olmasına rağmen hissedilen yerlerimin ya da kaskatı kesilmesine rağmen.Üzülüyorum halime.Acıncak haldeyim. Bu kadar katı olmak isteyen kim.Sıvı haline geçmek- hatta öyle bişey yasayacagım ki onu yasarken -buharlaşmak istiyorum...

Yine çok uzun oldu ..Yine çok oldum ben...Zaten hep çokluk içinde bokluk çektim.Gittikçe batmak değil bu gittikçe çıkmak belki ama bu halde mutlu olmak isteyen kim.

bir gun şu lı,li,lu,lü,lo,lu eklerini alıp çoğu sız,siz,suz,süz,soz,söz ekleriyle takas etmeyi düşünüyorum.Yoksa istemediklerimi kullanmamak için hep kök halde yaşayacağım ya da kök salacağım konuşmadan,yaşamadan,nefes almadan.Mut,aşk,ses,his,sevgi...

Şimdi hangi ekleri getireyim ben bu kelimelerime?

Cuma

Garip,nötr,saçma,anlamlı,boş,gerekli ya da gereksiz

İstenildiği gibiyim,merak etmeyin istenildiği üzere nötrüm...

İçimde anlam veremediğim kaoslar var. Mesela kıskançlık konusu... bugünlerde çok takıyorum buna. Neden nasıl ne kadar ne zaman...Bir insan benimseyemediği insanları mı kıskanır yoksa herkesin kendisi gibi davranacagını düşündüğü için mi.İyi bir sebep olamaz ya da ben bulamıyorum.Düşünmüyorum da artık zaten.

Bir de doğrular değil mi hayatımızda benimsediğimiz ya da benimsetildiğimiz! Kime neye göre doğrulaar...İnanmadıklarımız bize yanlış geldiğine göre nasıl goz gore göre yanlış hatta yalnız yaşarız.Klasik sözlerden biridir yanlış yapma sakın! peki o zaman ben kendi doğrumdaki yanlışlarla mutluyum ne diyeyim...

Söz dinliyorum işte yanlış yapmıyorum! Doğru gidiyorum dosdoğru,kendi hükmümle ve en ufak yanlışına çarpana kadar hiç bir engel yok önümde!

Salı

Bir etkiye binlerce tepki gibisin

Cebelleşmenin bir mantığı yok.Yazacağım çünkü...

Çık kafamın içinden.Beni yönlendirmekten,hissettirmekten.
Senin yaşayıp yaşlandığım her cümlenin sonunda hala içimdekileri döke döke bitirememekten nefret ediyorum sanırım.Öyle bulaşıcı ve öyle büyüyen bir şey ki bu,bağımlılık gibi ama mikrop mu yoksa bağışıklık mı anlayamadığım belki de artık anlamakla vakit kaybetmediğim bi duygu. Anı yaşamak... Ben her anı'ında her an'ında kaybolurken yaşamıyorum,yaslanıyorum sanırım ya da ama olgunlaşmak değil bu bir çöküntü duygusu. Bunu aşmak için hiçbir şeye ihtiyacım yok ne zaman,ne olgunluk ne de gününde yaşamak olayları...

Ne olması gerektiğini,yanlışlarda olduğumu da yadırgamıyorum artık.Hatta yalnız bir yanlışım boydan boya.Olacakları da yadsımıyorum ayrıca.Bile bile lades benimkisi.Bu sefer daha güçlüyüm diyerek gelmiyorum.Yanıyorum ama cesaretliyim diye geliyorum sanırım.Kurtulma şansımı kendi kendime yok ettigimi bilerek belki de.Boğucu bir ağırlıkta nefes alıyorum ve sensiz aldığım her nefeste seni de boğuyorum.Sen bunu farkediyorsun ama ... Ama sı yok işte sen beni boğup öldürmeyen etkinden benden artakalan senden sıkılırken öldüğünü hissediyorsun ve bana sitem ediyorsun.Ben çoktan başka alemlere dalmış oluyorum gözümü kapatıp.Yine sen hep sen diye.Bütün gün düşündüğün insanı ruyanda gormene gerek yoktur ama göreceğini bildiğin için erken yatıp geç uyanmak bu kişinin kendi sürüklenişidir.Bilerek isteyerek belki de acı çekerek...

Mutlu ölmek gibisi...sana saklamak için bütün içindekileri,cümlelerini hatta sesinin tınısını kimseyle konuşmamak belki de gülmemek gibisi... Bütün özelliklerini sana saklayacak kadar saklamak gibisi herkesten kendini...

Bİtmiyor , bitmeyecek melankoli yazıları bu kızın.Bitmiyor bitmeyecek çünkü sensizliği,bir insanın yokluğu bile bu kadar sevilmez ki...Sevilemez...

Sen beni hiç anlayamayacaksın ve belki de ben bu yüzden hiç büyümeyeceğim.Ben seni kovaladıkça sen büyüyüp ko...caman bir adam olurken ben hep küçülüp gizlice cebine girmeye çalışacağım.

Pazar

Yalnızca Öptüm...

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerke...n, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da. Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı! Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm. Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken, Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


K.İskender

24 temmuz

Çağ Şarköyde.. Güzel buruk bir tatil,hiçbir yer aynı değil hiçbir şey.Ama herşey aynı aslında heryer.Görülen ya da duyulan...

Geçen seneki gibi yine sabah kalkıp iskeleden , limandan geçen bu kız bu sefer sadece spor yapmak için sabahın 7 sinde oralarda yürümeye devam ediyor.Hayat ne kadar garip hayatımın dolu oldugunu düşünen herkes ama herkes dün ne kadar boş olduğunu,Bir yerin hep boş olduğunu anladı.

tutamadı çağ kendini ağladı...

24 temmuz.. tanışmanın 4.yılıdır.dolmuştur. hayırlı ugurlu olsundur....

Çarşamba

Bu ne perhiz?

Off... bu perhiz bu ne lahana turşusu...Yoruldum artık bişeyler için çaba göstermeye hatta çaba göstermeye başlamaya...Öncelikle kim ne istediğine karar vermeli ki harekete geçilsin.Elimden geleni yapmaya çalışıyorum herhangi bi cvp alamıyorum ya da ben cekilirken geriye msj atıp naptıgımı soran insanlara bi aptallıgım denk geldiğinde neden bir daha muhattaba alınmıyorum bilmiyorum kızıyorum.Sadece kızıyorum.İsteyen arasın beni , arasın görüşelim...Ben bişiler yaptıktan sonra karsılık goremezsem ilgilenemiyorum da dogal olarak...

***

Sabah sporuna başladım iki gunden beri.Çok yoruluyorum :/ Ama bazı hedeflerimi yrine getirmem icin bunu yapmam şart...

***

Yan flüt için üç tane kurs buldum kendime sanırım 2-3 gün içinde görüşmeye gitmem gerek.

***

Ohh emeğimin karşılığını da aldım keyiflenmeme engel olmasın hiçbir şey...

Hee bu arada, ilgi gostermeyi istedigim insanlardan birisiyle bi planım vardı arkadaslarımla tanıstıracaktım ve tabu oynamaya davet edicektim onu cok parlak bi plan gibi gelmişti gozume taa ki ulaşma çabalarım sonuçsuz kalıncaya dek...



Hadi hoşçakalın.Duygusal duygusal döktürmek de isterdim ama hayat sadece bunlardan oluşan bir tozpemlikten ya da zifiri karanlıktan oluşan bir durum değil.Bugünleri yazasım vardı yazdım işte.Amaçlı ya da amaçsız...

Sevdiysem,hep seviyorumdur...

Pazar

heryer,herşey...

Bir daha birleşmemesinden yazıların korku içindeydim aslında içten içe.Kaybolunca bulsana hep beni aslında. Ya da nasıl isteyebilirim ki bunları.Hayaletler diyarı olmasının mantığı da budur bence. Zaten ben yokum diyen herkes hayatımdadır aslında. Özellikle de sen.Ya da adını koyamadığım ama yanımda hissetmek istediğim surekli, yanımda bulamasam da.

Yazı bile eklememişim ne zamandır.En son defterlerime dert yandığımı hatırlıyorum.

Beklemekten yorulduğum ya da artık umut bile edemeyeceğim şeylerin bana sürpriz yapması ihtimalini düşünmek acı aslında.

Bazen görünüp sonra kaybolan sen,sesin,izin...

Heryer sen, herşey de senin izin...


Evet,hayaletler diyarındayız.Ve benim hayaletim senin etrafında hala,nedense içine giremeyecek kadar da tedrgin...

Cumartesi

Basit bir yazı

dün çok güzeldi.Teşekkür etmiştim yine edeyim.

Bugün çok güzeldi.Teşekkür ettim yine edeyim.

Dün ironman 2 ye gitmiştim.Güzeldi,tahminimde ve beklediğimden daha güzeldi hatta.

Bugün boğaziçine gittik.Aşiyan müzesini gezdik.Ve konuştuk saatlerce.Patronumu çok sevdim ve takdir ettim bugün.Şanslı hissettim kendimi hatta.

Dinlerken seni hatırladığım en önemli şarkılardan biri Sezen Aksu- seni kimler aldı şarkısıydı. Sabah işe giderken ve dönerken radyo da dinliyorum hep.Üstelik Teomanın şarkıları da cabası.Yok Yok romantik yapmayacağım bu saatten sonra.Uyurum birazdan hatta.


Sadece denedim.Başkasını sevmeyi,senin gibi sevebilmeyi başkasını.Senin kadar olmasa da seni azaltacak kadar olur belki diye denedim.Görülen o ki bile bile yine deneyeceğim sevmeyi başka insanları,başka gözleri...olmayacağına bilerek,belki diye...

Sevdiğim sendin,sensin. Başkası oldu,başkası varı ya da olacak elbet. ama senin gibi mi... yok yok. O yüzden de tutunamam bir sre daha.Bile bile sevemeyeceğimi,acıtarak kendimi deneyeceğim.Başkalarını ziyan ederek belki....

Bunun adı hayat...

bugünden itibaren hedeflerime merhaba ayrıca...

İyi geceler şimdilik...

Pazar

''İstanbul Hatırası''

Çok geziyorum bu aralar ama dün gayet güzeldi benim için.Güldük,eğlendik.Rahat olmayı seviyorum.Konuşmalarıma hareketlerime dikkat etmemeyi,insanların ne düşündüğünü ya da beni yargılayıp yargılamadığını,kontrol edilip edilmediğimi ya da çocukça tepkisi alıp almadığımı önemsemeden yaşamak.Gezmek,gülmek gerekirse rezil olmak. Ama kendi başıma (:

''İstanbul Hatırası'' bu oyunu çok beğendim .Yaklaşık bir hafta daha oynanacak.Ben erken davranıp gittim.İyi ki gitmişim dedim diyebiliyorum ama.Acele etmeseydim ya da cesaret edebilseydim birini daha götürmek istiyordum yanımda ama neyse.Bi daha ki sefere artıkın.

Mutluyum ama takıntılıyım.Fotoğraf makinesine merak sardığımı yazmamıştım sanırım.Onunla ugrasmaya başlayacağım bir de.Ya da büyük zevkle mi demeliydim.

Çalışma kararı aldım.Ama görüşlerini önemsediğim birisinin bir kaç cümlesi yön verdi bana diyebilirim.Bugün kuzenimle görüşmeyi planlıyorum belki onun yanında çalışabilirim bir süre.

Kazandığım parayla ne yaparım düşüncesi de var tabii ki.Bulamıyorum değil bunun adı da kararsız kalmak.

Bu arada seninle görüşmeyi de çok istiyorum tabi.Seni tanıdığımı düşünürdüm ama kimse kimseyi tam anlamıyla tanıyamıyor kolay kolay.Dün,önceki gün aklıma gelen bir kaç sorunun ya da düşüncenin ne cevaplarını oluşturabildim ne de yorumlarını senin adına.Deneyerek yaşayarak öğreniriz umarım.Arkadaş olabilmek istiyorum gerçekten.Yanında rahat olabilmek,kendimi kasmamak,sonunu düşünmeden ya da cevapların karşısında kalakalmadan yaşamak...Belki arkadaşlığımı seversin.Gülen yüzümü sana pek göstermediğimi farkettim. Neyse fazla uzatmaya gerek yok.Varlığın rahatlatıcı bilinmez niye.

Ve şimdi düğün için hazırlanmaya başlıyorum.Akşam Avcılar tarafında annemin kuzeninin oglunun düğünü var.Hiç keyfim yok ama nedensiz.Kendimi çirkin,yakışıksız hissediyorum.İmdat diyorum kısaca.

İnsan kalabalığını istemiyorum bugun .Elim mahkum...

Neyse 1-2 hafta sonra şu iş olursa guzel olacak .Yorucu olacak ama olsun.Sonra bir at da tatil yaparım .Ohhh gel keyfim gel...

Günün Mühimi: İçkiyi sevmedim,sevemiyorum...Özellikle birayı.Bilmiyorum niye.Sevmek zorunda değilsin diyebilir herkes elbet ama bu benim için normal bir durum olmasa gerek...

Cuma

(:

MAZİ

Kalbimde maziden bugün izler var
Her siyah saatım bu izle erir
Ruhumu geçmişin hicranı sarar
Doğanlar ölür ölen dirilir

Anladım hayatmış mazinin adı
Yıllara karışan her şey ses verir
Hasretle doludur geçmişin yadı
Mazinin elemi bile tatlıdır.

Nazım Hikmet

Bugün o kadar garipti ki ilk defa aklıma ilk gelen herşeyi yaptım.Düşünmeden,korkmadan,amaçsızca...

Hadi dedim şu olsun o zaman böyle olsun o zaman bunu da yapalım bi baktım ki gün bitmiş.Rahat olmam gerekiyor eğlenmem ve eğlendirmem için.Ya da hareketlerimi kontrol eden kimsenin olmaması gerekiyor.Kısacası rahatlamak işte...

Koştuk,güldük belki de uçtuk bir ara (: güzel güzel...

Yarında kağıthaneye tiyatroya gideriz diye konuştuk.Gideriz ne güzel.Merak ettiğim bir oyun,sevdiğim oyuncular.

İyi eğlenceler ozaman bize (:

Çarşamba

Mut-tan mutluluğa...

Madem ki okuyosun ya da ilk açtığın sayfa olmasa da bakmadan kapatmıyorsun bilgisayarını... O zaman bu senin icin gelsin...

Teşekkür ederim...

Salı

amaçsız da olsa sonuç bu

ne önemi var ki...artık ne önemi var ki...

okunmadığımı,okunsamda artık anlamının kalmadığını düşünmekteyim sanırım fazlaca da haklıyım.

artık umurdışıysam,umrunuzun dışında kalırım.

Yine benim emektar defterime devam ederim belki,

belki günün birinde yine değişir herşey,ruyalar gerçek olur ve yine dönerm birinci çoğul olarak...

benim hala umudum var,

ya da olmalı mı??

boşversene, vur çağla kendini sahillere...

Çok üstüne gittin kendinin, zaten herşey seni ona doğru iterken,ona ait gördüklerini aldın cebine koydun cıktın yola...atamamanı da geçtim, onun her gölgesine selam verdin,her takdirini her imrenişini ibret aldın kendine yine devam ettin..

yetmedi... belki de hayatıın hayranlık derecelerine bile o yön verdi , o da yetmedi sen onun sessizliğine uzatırken kulaklarını, sen gittin onun hayran olduklarıyla onu yaşamaya çalıştın...

ne yalan söyleyeyim belki günübirlik de olsa bunu yaşadım...

madem buralar artık gölgeler diyarı,ben giderim gölgem de benle gelir...

olur ya bir gün,

ya da boşver...

belki kısa belki de cook uzun sure sonra belki de o süreler hiç bitmeyecek sonra ama

hoşçakal...

soğuk bi veda gibi belki.

Pazartesi

doğumgunune +3 , -3 ...


Benim doğumgünümden üç gün sonra senin doğumgününden üç gün önce.. bu gece elim telefona gitti geldi gitti geldi... Ama ne konturum vardı arayacak ne de bahanem... Sadece gerçekler vardı,karşımda teoman...

irem be dedim üç gerçek var hayatta benim için...Teoman,Şarköy ve... diğeri de ne olablir ki zaten bunlarla ve benle bağdaşan ne olablir ki başka neyse ... o muhteşem üçlünün biri artık...

bugun çekebildiğim güzel bi iki kare ekleyeyim.. en önde 3 saat beklesem de değdi sanki buna.sanki mi kesinlikle değdi.

guzel bir muzik ve görsel şöleni yaşadım.Aklımda senn,fikrimde sen... Şarkılar yine hep bizden...

Perşembe

Mut var ya da yok

bir varmış bir yokmuş .Çağ 19 olmuş.Büyüdüm herşey değişti beklediğim şey yine aynı. doğumgünü mü kutlar mısın yine??

Çağ 15 ti 19 oldu... şuanki duygum mut... henüz başka hiçbirşeyim... iyi geceler.

bugün benim doğumgünüm!

Cuma

Griden Siyaha...

Yeterince griyim.Belki de siyahlaşmaya başlamışımdır ama kendime aydınlık bakmaya çalışıyorumdur hala.

Hepimizin rengi varken,ben rengarenk ken...İstemiyorum.Özellikle bu ara nötrleşmek,temizlenmek,kendimleşmek istiyorum.Kötü de olsa kendimi dinlemek,kendime kızmak,kendi kendime karar vermek ve kendi kendime özlemek... kendimi değil seni... ama kendi kendime... İmkansızın da bi oladsılığı olduğunu düşünüp,umutlanarak belki.Ya da daha çok karartarak grilerimi...

Beyaz a uzak,sana uzak,yalancı gülmelerle yaşlanıyorum belki de yaslanıyorum.Neden ve nasıl bir iz bir derinlik bırakıldığını bilmeden kendimde bazen lanet edip ilklerimin iliklerime işleyişine yoluma devam ediyorum ya da etmek zorundayım işte.

Çok uzun bir aradan sonra bu kadar istekli bu kadar dertleşesi bir yazı benimkisi.Hergünkünden daha farklı.Öğrendiklerimi unutmamak ya da seni hatırlamaya çalışmak gbisi değil bu sefer ki...Seni, kendimi ve yaşadıklarımı unutamamanın göstergesi...

Her gün bazen her saat gördüğüm yeni yüzler yeni maskeler yoruyormuş beni çünkü.Bunu anca mı farkettim.Bir kaç maskenin üzerine basınca anladım.Gerçekler yere düşmüş,çamura bulaşmış.Bazıları rafa kaldırılmış ya da çöpe atılmış.Ama iyi saklanmış.Ben seni saklayamıyorum.En olmaması gereken yerde,herkesin maskesi yüzündeyken benim gülen suratım yerde,sen bir damla gözyaşımdaydın.İmrenerek bakan suratların birden hüzünlendiğini bazıarının içten içe ahh yazık diyebildiklerini gördüm.Hatırladıklarım acındığım mı? Öyleyse de bu onların kusurudur değil mi? Aşk,özlem denilince akan sular durur çünkü dururmuş...

Hayatımda geri istediğim o kadar çok şey oldu ki.Ama hepsi birer kereydi ve çoktu.Bir süre sonra onlar gitti başka hevesler istekler girdi aklıma yine istemeye devam ettim hayatım boyunca.Ama hiçbir şeyi tek başına hiç değiştirmeden defalarca dilemedim ben.Hiç değişmeyen dileğim vardı benim,her gün kalp atışını daha da hızlandıran daha da çok dile getirdiğim yerine başkasını getirmeden.Sabit tutabildiğim,kısacası vazgeçmediğim...

Şimdi bunlar nedir nerden çıkmıştır bilmiyorum.Sadece çöpe atıp,yakamadığımın farkındayım,herzaman olduğu gibi.Belki de tozlu raflarımda tozlanmayan tek cümlelerimdir bunlar.Merak ettiğim onlarca şey varken beklentisiz bir Çağ dır yaşanılan.Tüm bu yazılarım sitemlerim mutluluklarım kendim içindir.Yaşadıysam ben yaşadım,özlediysem ben özledim,ağladıysam ben ağladım...

Ben sadece seninle doğmuş seninle büyümüş ya da hala büyüyorum gibi.Bazen çok uzakta , bazen çok yakında.Peki seninle ölebilecek miyim? Bir çok kazanımlarım doğrultusunda sana teşekkür ederim.Bana adını bile artık söyleyeme gereği duymadığım, kafamın içinden kalbime doğru akıttığın tüm hislerin nasıl yaşandığını , insana neler yaptırabileceğini ,gözü kapalı yaşamayı ve bunun gibi şeyler işte. ..Her cümlesini tamamlamak zorunda değildir ki insan.Bazen başlangıçlar gösterir gelişme ve belki de sonucu...

Sanırım yeterli bir güne sığmayacak kadar da zorlayıcı belki de bu yazı...Belki de kimse okumakta zorlanmayacak ya da zorlanmamak için okumayacak.Ama ben yaşadım zorlanmadan,yaşıyorum hala daha...

Pazar

Kendi Rengimiz

Bu durumu seviyorum. Evet belki de erkeklerin acizliğini görmek hoşuma gidiyor. Ama asla hayatımdaki erkeği aynı kefeye koyamam tabii ki de genelleme yaparken.Bunu hiçbir zaman yapmadım , yapmam da herhalde...

Yalnız geçen zamanlara bakıyorum da pek çok yol katetmişim az gitmişim uz gitmişim ,kaznadıklarımı kazandığım zamanda bırakamadan gelmişim bugunlere meger...Ve zamanla tüm takıntılar takır takır başgösterirmiş sen gittikçe,gelirmiş peşinden.Anı yaşa ama o an kazandıklarını yarına taşıma sanırım bu olmalı hayat felsefesi.Ve kimseye bağlanmak istemiyorum aslında.Bağlılık bi tür hastalık oluyor zamanla.Kendini kendinden çok ona mecbur hissetmek,kendinden geçip onu bulmak,mutlu olmasan da mutlu etmeye çalışmak,kendini kaybetsende umursamadan onu kaybetmekten korkmak,daha da kötüsü hayatını sanki o başlatmışçasına o gidince sonlanıcakmış gibi hissetmek,kendi yokluğumun farkına varmadan onun yokluğunu düşünerek affallamak.İşte tüm bunlar alışkanlık, bağlılık,görülmesi gerektiğine inandığın gibi görmek ya da fedakarlık kelimesinin anlamının bile bu durumun yanında fedakar kalacağı kadar fedakarlıktır yapılan...

Ne kadar basit aslında.Karmaşık olan hiçbir şey yok.Hayatımızdaki insanlar sadece renk katarlar ,Ve herkesin kendini ait hissettigi bi renk vardır.Benim en son rengim mavi ise o gidince renksiz kalmayacağım.En fazla beyazlarım ama sonra yine kendi rengimi alr ruhum.Kendim için yaşamaya gülmeye başlarım.Ben'cilleşebilirim rahatça.

Herkesin bir gün tamamen kendisiyle başbaşa kalması ümidiyle...Başkalarının renginin büyüsüne kapılıp kendi renginizi kaybetmeyin ya da unutmayın...

Mor_Cag...

Pazartesi

Tehlikeli Çağlar

Bunlar tehlikeli Çağlar...(:

Vay anasını ya... Neler gördük hala neler görmeye çalışıyoruz? ben kaşınyorum yaramazlık yapıyorum ama hayat bundan ibaret değil mi? ya yaramazlık yaparsın suçu başkasına atarsın ya da yaramaz olan bir şeyler üzerine kalır... neyse efendime söyleyeyim deli dolu uçarı kaçarıyım bu aralar,artık,sanırım ya da :D

Neyse bakalım düşünmekle geçmez hayat...Hayat demişken, hayat güzel ve yaşamaya değer.Ben sadece hayatın karmaşası içinde kaybolmamak... Unutkanlıkların arasında,tozlanmış raflarda hapsolmak,ışığı görmeye calısan bir cift göz olmaktan kurtulmak istiorum belki de oyle değilim ve öyle olmaktan korkuyorum... bilmiyorum ki... Seviyorum... ve fazlasıyla seviliyorum...Bir seviyor üç seviliyorum hatta... ya da bir e üçx10 ...insanları kendi hallerine bıraknca sevmeyi sevilmeyi ögrendim... belki yanlıs insanlar tarafında bekledim ümitlendim ya da yanlış kişilerle öğrendim sevgiyi.. şuan ne dogru bilmesemde..yanlış da olsa yalan da olsa sonu da olsa sevilmek güzel... sevinin seviliyorsanız (:

yanlış insanlarla doğru duygular yaşamak ne kadar hata olabilir ki??

Çarşamba

Aşk yolcusu kalmasın...

Vay anam vay. Neler oluyo sana çağla...Gülerken ağlamaya başlıyorsun ya da dengesizce gülmeye çalışıyorsun çok ilginç.Hazmedemediğin bir şeyler mi var hayatında... Aslında SEVİYORUMMM ULEYYYYNNNN tarzında bir çığlık kopartmak istiyorum ya kim takar diye de düşünüyorum sonra. Keşke bu konularda bari biraz ilgiyi hissedebilsem. Vurdumduymaz mısın sevgilim?

Umutluyum,heyecanlıyım. Sen ile Ben kavramını belki de tam anlamıyla tekrar olusturmak için sadece 18 gün kaldı...Senden daha çok paniğim belki de. Belki de sinirlerim ondan bozulmuştur. Ama ne var biliyor musun ? Sevildiğimi biliyorum ya da hissediyorum en azından. Her ne kadar sevgi anlayışın bana pek uymasa da (: Teşekkür ederim her zor zamanımda çıkıp yanıma gelip önce arkadasım olabildiğin için,teşekkür ederim beni çekebildiğin için,akşamları gordugum ruyanın etkisiyle sana çemkirdiğimde sanki hiçbişi yokmuş gibi uyumamı sağladığın için... Teşekkürler sevgilim diyebildiğim için artık ağız dolusu.Artık hayatımda değil hayatım olduğun için (: işin komik tarafı ailemle bile tanışmayı göze alacak kadar cesaretli olduğun ya da yanımda durabildiğin için ...

Masmavisin , gökyüzümsün benim. Bazen kaybolduğum ama artık ezberlediğim rotasını...Düşlerim gibisin toz olmayacak kadar sağlam , düş-meyecek kadar ayakta,rüyalarım gibi gerçeksin... gölgem gibisin bazen.Nefesini ensemde hissettiğim... Özlediğim,sürekli özlediğim... Geleceğe dair planlar kurduğum prensim . Neydi bizim sevdiğimiz heh ''çokoprensim '' (:

hoşgeldin sayfalarıma hoş geldin artık bomboş kalan tozlanmaya yüz tutmuş raflarıma...Odamda bir ışık ve heryer sen... daha çok yanımdasın daha çok hayatındayım.

İzmir bekle bizi,biz geliyoruz (: abimin yemin töreni ve hasret giderilir.Mavi bir dünya ve özlem giderilir sonrası mutluluk ve aşk . uzaktanda olsa yakınımdasın artık. En yakınımdakileri arkada bırakacak kadar.

O zaman... biz müsayit bir yerde gülebilir miyiz kaptan (:

İyi akşamlar...

Pazar

Seni Seviyorum Çağla (:

Dün neler olmadı ki?

Küçük bir trafik kazası atlattım ama iyiyim şimdi.Korktum sadece biraz fazlaca.Üzerimden titreme gidince daha da rahat oldum.Aslında alışmam lazım genelde bindiğim otobus,tramvay,metro,minibus ya arızalanır ya kaza yapar ama dun Mustafa bile isyan etti çok uğursuzsun diye.

Ve ne öğrendi Çağla hayaletlere yer verilmemesi gerektiğini çünkü onların kaybolduğu zaman nereye gittiğini göremezsiniz hatta öyle ki bazen kaybolduğunu göremezsiniz çünkü onlar aslında yoktur! görünmezdir.Benimkisi halisünasyondu geçti bitti (: Geriye kalan mutluluk ve huzur...

Bu yazıyı açmak , uzatmak isterdim ancak biraz dinlenmem lazım gerçekten rahatsızım. ama mutluyum.

Ahh Çağla Ahhh... doğru kararlar verince seni ne kadar çok seviyorum bilemezsin (: Bazen benden artı puan alıyorsun.Bazen gülümsemeyi hakediyorum.. Ohh rahatm ve bunu seviyorum (:

Perşembe

Nerdeyim , gören var mı ?

Nerden anlatmaya başlasamki.Birgün de çok şey değişiyor,hiçbir şey değişmiyor...Yıllar akıp geçiyor ama günler geçmiyor an geliyor ki.

Önce bugünden bahsedeyim biraz.Bugün malum bilindiği üzere TEGV de etkinliğimiz vardı. Yine saat 15.00 de buluştuk 17.00 de ayrıldık küçük dostlarımızla.Ali Eren ve Emir beni yine şaşırttılar.Sanırım beni seviyorlar yinede.Sınıfın en haylazları olsalar bile (: Henüz ben çocukken ve büyümek istemezken onların nasıl ablaları olabiliyorum bilmiyorum.Ama ben onlardan her gün yeni birşey öğreniyor ve imreniyorum.Bugün de etkinliğimizde en çok sevdiği insanların adını yazdılar ve yapmak istediklerini merak ettiklerini kendi posterlerinin üzerine karalayıverdiler.Hepsi Çağla Ablasını yazmış. Ali Eren ve Emir ayrıyetten beni öyle bir yere daha yazmışlar ki şaşkınlıktan konuşamadım (: Neymiş efendim benim evime gelmek istiyorlarmış çok merak ediyolarmış.Onlar ablası olarak seçti beni sanırım.Ahhh ah beni normal bir allahın kulu bulmaz ki (: özellikle de normal bir erkek!!! Yinede şimdiden seviyorum sizi teşekkürler.İyi ki sınıfımdasınız...

Şimdi ise Çağ'ın iç dünyasına inelim biraz.Hala kazan gibiyim.Kendimi köşeye sıkışmış ve kaçmaya delik bulamayan bir fare gibi hissediyorum.Sürekli rüyalarımda kaçıyorum koşuyorum bavul hazırlıyorum ama gidemiyorum bir türlü.Ama dün gidiyordum.Kimden gitmem gerektiğini henüz bilmesemde sonuçta birilerinden veya birşeylerden kaçıyordum.Bu kadar sorumluluk fazla bana. Ne istediğimi ne yapmam gerektiğini hiçbirşey bilmiyorum .Önümü göremiyorum...Ama rüyalarımdan çok etkilendiğim kesin ve her akşam bir hayalet görüyorum rüyamda.Aynı hayaletin aynı gölgesi.Kendime yaptığım işkenceye doyamıyorum.Burdan tebrik etmek gerekir sanırım beni.Ben artık gölgelerde kaybolmak sadece umutlarımla yaşamaktan korkuyorum.Artık umutlarımı , hayallerimi gerçeğe dönüştürebileceğime inanarak yaşamak istiyorum.Bir ışık ya sadece bir ışık.Nerde kaybolduysam ortaya çıkmalıyım artık.Beklemekten yorgun düşüyorum.Her gün yakınlaşan bir uzaklıkta kararıyor heryer yine bir sözün aydınlatmasını bekliyorum ama geçici mi?evet geçici biliyorum.Gözümü açtığımda acabalarla uyanmak istemiyorum.Ben güven duygumu kaybettim arıyorum ama kimde unuttum onu da bulamıyorum.Bugün İreme bir tarifte bulundum.Yok mu dedim bunun bir oluru yok mu bu kağıttakilerin bulunduğu bir bedende atan bir kalp? cevabımı aldım oturdum aşşağıya.

Ben en kısa zamanda kendimi bulmalıyım.Nerdeysem, belki de artık orda kalmak istemiyorumdur.Yetkililere duyrulur!!

İki hafta sonra Çağ ve ailesi İzmir yolcusudur çünkü abisinin yemin töreni vardır.

Hoşçakalın....

Çarşamba

İndi,Gitti,Bitti...

Offf kafam kazan gibi bana bir kepçe gerek!

herşey karman çorman.Seçmek vazgeçmektir.Peki benim kazancım ve kaybım ne olacak?
Kararım ne olursa olsun kazancımı mutluluktan yana kullanmak istiyorum.Off korkuyorum,üzülmekten,kaybetmekten,yeniden yerine getirememekten.Yine kaos yine bunalım mod yine değersiz bir taşa fazla değer verilmesinden dolayı ortaya çıkan saçmalıklardan olsa gerek.

Kendimi sevmiyorum hemde hiç.Lütfen siz de beni çok sevmeyin.

Ya da sevin, çok sevin ki bende öğreneyim biraz ne kadar ne olduğumu :/

Tutarsızım tutmadım hiç laflarımı.Hepsi ya da hepsine yakın bir çoğu ayakta kaldı.Oysa şimdi heryer,herşey boş.Oturmadan hiçbiri indi gitti hepsi.Gitti bitti...

Hoşçakaln...

Pazartesi

Yoğun istek üzerine duyguya dayalı bir duygusuz

Başkalarıdır aslında bizi yöneten, birgün özgür olmak istermiydin deseler düşünürdüm yine de cevap vermeden önce.Bazen hapisolmak hoşuna gider insanın bir çift göz hapsine ya da ilgi nehrinde boğulmaya mesela. Boğulmak? genelde yürümeyen ilişkilerin ana sebebidir ya değil mi? boğma beni! diğeri boğulmak kaybolmak sürüklenmek isterken yeni bir hayata,istenileni yapmayan ötekisi ise bunu ceza olarak görür kendine.Karşısındakini ödüllendirceğini bilmeden devam eder hayatına.

Alışıla gelmiş tepkilere bir yenisi bir zıttı hatta bir eksiği evet bir fazlası değil bir eksiği eklenirse,yenilenirse karşılıklı ya da tek taraflı karışıklı (!)olarak şaşkınlık kaçnlmazdır.Beklentiler artar ve istemediklerini özler insan bilmeden farketmeden bazen.Asla dedikleri olmazsa olmazlarıymış gibi davranır bu kaybetmeye hazır ve nazır hatta umursamaz gibi duran tarafları ilişkinin.Sonra korktukları sacma geldikleri hatta ve hatta rahatsız oldukları şeyler onların istediği şeylermiş gibi davranmaya başlarlar.Yeni bir kayıp yaşamamak ugruna.Aslında zaten kız/erkek kaybolmuştur ilişkide.Geriye kalan tek amacı kolu kırık da olsa bir kuşun uçmasını sağlamak gibi zor hatta imkansız bir görevdir.Başaramaz.Giden insanın geri gelmeyeceğini gelse de aslında bekleyenin gideni özlemediğini bilir kendisi.Giden de,bekleyende.Çağırdığı insanın gelmesi değildir onu mutlu eden. Gitmesi,terketmesidir eksik hissettiren o kadar...Bilir pişman olsa da kaybettiğinin gelsede onunla da mutlu olamayacağını.Giden de zaten bu yüzden gitmiştir.Buna sebep olanda bunun olmasını istemiştir.Sonuç beklendiği gibi geliştiğinde ise herkes köşesinde ağlamaklı bekler.Hazırladıkları sonucu sanki yaşamayacaklarmış gibi,haketmemişler gibi...Rüya gibi ya da kabus...Bir olguya zemin hazırlarken psikolojisini de hazırlamalı insan.Yeni kurdugun hayatta ruyada hazırladgın zeminin çatısında o çatnın içinde sen yaşayacaksın.Hayaline bir insan sıgrıabilirsin yanında ama kendini soyutlayarak iki insan yaşatamazsın sınırlarında işte.Bunun farkına varmaldır ya insan neyse...

İnsanoğlu bu ...eminim bunları yazacak yaşayacak hatta düşünecek kadar tecrube sahibidir .Yine bile bile yeniden yaşanabilir hatalar.Karşı koyulamaz uzaktan bakılamaz içerdeyken içeriye.Pencerenin dışına çıkmak, uzaklaşmak , dışarıdan bakmak lazm içeriye.

İşte hayat eksiklikleri aramakla geçer gider böyle...Bilsekte ikinciye yaşadığımızda dolduramasakta...

Kayıp (:

Yorgunluk yine had safhada birde dün o soğukta öyle ki bir ara kar atıştırırken ben durakta otobus beklemekteydim bir kac nazlanma cumlesinden dolayı baska otobuse de binemediğimden beklemek durumunda kaldım dolayısıyla soğuğu yedim hatta yaladım yuttum... Ondan dolayı dün koltukta mayışmışım hatta bayılmışım bugun de istirahata cekilirdim zaten...

Bugün evde kalmamla birlikte alt kattaki tv bozuldu.İnternet bağlantılarım zayıfladı...Bundan dolayı üst kata çıkma kararı alarak donma olasılıgımızı arttırdık. Ama alışıyoruz ne yapalım.

Dün merak etmişler beni dört bir koldan.. Hah! Ne güzel işte. İstediğim bir tepki bu.Her ne kadar bilmeden uygulamış olsam da iyi olmuş diyebilirim.Aslında kimse umrumda değil.Aslında herkes umrumda.

Hayaletim hala yanımda ya da yakınlarımda gibi.En azından henüz.Yakında ben de uçup giderim zaten bu hararetle...

Ne için yaşıyoruz sorusuna cevap aramamak için kendimi yıpratıyorum.Henüz gencim ama malesef çabuk yaşlanıyorum... Belkide hızlı yaşayıp genç ölmek gerekli.Amaaan bunuda düşünmeyeceğim (:

Bugün de kadınlar günü. 2 düşünceli erkek tarafından kutlandı kandınlar günüm ikisinede teşekkür ederim.Genelde beni arada bırakan bu iki kişiye...

Kalabalıkta öylece duracağıma yalnızlarda oynamayı tercih ederim .Hayat sen bana ne yaparsan yap gülmeyi başaracağım (: Bir şans verilmişse nefes almak için,sonuna kadar kullanmalı bunu insan...

Ahhh İstanbul...

Hoşçakal...

Ey aşk nerdesin?

Perşembe

Çağ yazıları

Offf Allahım ne yorucu birgün...

Sonunda tegv de görevimize başladık .Aman Allahım ne haşare çocuklardı onlarr yahu. Birinci ders ağlayanlar ikinci ders bana sarılmaya başladılar. Sanırım alıştırdık kendimize bir günde. Mutlu oldum.Özellikle emircanın bana çiçek vermesiyle günün anlam ve önemini kazanmış olduk.Yumurcak nolcak bi de söz dinlemelerini sağlayabiliriz gibi geliyor ama yaratıcılıgımızın sınırların zorluyoruz.İtiraf edeyim ki çok fazla akıllı olanlar var içlerinde. Amaan sevdim yine de yeni arkadaşlarımı :)

Hayatımıza gelelim. İsmi olan ama kendisi olmayan insanla cevrildi hayatım belkide insanlarla ama biri ikisi çok belli.Ya anlamını taşı ya da anlamını da al git değil mi?

Bu aralar çevremde bir hayalet var hissediyorum ve aslında çok yakınlarda...Bu kadar ilgi fazla bana.Şımarıyorum... Ama kime... Canlılığını hissettirmeye korkan bir hayalet var hayatımda.Paramparça olmuş hayatını toplarken parçalamaya çalıştığı hayatımın dışındaki içinde ya da içindeki dışarı da...

Ehh be İstanbul... Bugünün daha sonundayız birlikte.Bugünlerde kısmetimin açılmasından oldukça rahatsızım... Lütfen içeri girmeye çalışmayın... Cenazeye gittik,cenaze olduk...

Neyse efendim uzun lafın kısası u.l :P şaka şaka bu espriyi hiç yapmadım sayın.Aslında ne hissetsem ne söylesem az bilmemekteyim. Ayrıca herzamanki kaostayım. Haftaya İzmir'e gidecektim ama sanırım bidahaki haftaya ailemle gideceğim.Abimin yemin törenine... Nasıl özledim Canımı ya... Gelsin de bi tavla atak,ifadesini alayım öyle yollayayım onu ustabirliğine (:

Ve son cümlelerimde şunu belirtiyorum.Diyet hiç bozulmadan son hızla devam ediyor ve bunun getirilerini de hissediyorum.Öyleki arkadaşlarım hayvanlaşıp 2 menü yediğinde ben fast food mekanında salata yiyorum :/ ama olsun mutluyum , umutluyum. Ama spor işini fazla abarttım sanırım bi insan bütün gün hareket edemez ki ....

Hoşçakalın sevgili okuyucularım .Bir Çağ yazılarında daha buluşmak üzere...

Cumartesi

Ve gitti gider...

Abim gitti bir gitti pir gitti... Çok üzgünüm,ağlamaktan gözlerimiz acımaya başladı artık. Onun boşluğu felakete yakınmş meğer. Daha şimdiden hemde...

Yazmıyorum yazamıyorum artık bir şey yapmıyorum hayatım yeterince BOŞ ve SIRADAN... bazı şeylerin zamanının geçtiğini düşünerek kendimi geri plana atıyorum ya da sürükleniyorum ya da uzaktan bakmak zorunda kalıyorum...Yaşlanyorum yaşlandığımı hissediyorum...

Sanırım bundan sonra çocuklarımda zaman geçiricem umarım iyi anlaşırız yeni arkadaşlarımda...

Şimdilik iyi geceler... Tekrardan başlıyorum yazmaya güncellemeye yazılarımı...Ama okumak da şart ki di mi?

Hoşçakal...

Pazar

Kısaca yaşamım...

Ne zamandır tam anlamıyla anlatmıyorum kendimi belki de zamanım kalmıyor ya da gerek duymuyorum. Bu kadar zaman sonra üstelik yazılarımda tek tük e inmişken kimlerin merak ettiğini ya da hala büyük bir sabırla okumak için sayfamı açtığını bilmiyorum.

TEGV de artık ben de bir gönüllüyüm ve bir kaç dersi daha aldıktan sonra eğitim vermeye başlayacağım iki hafta sonra.Fındıkzadede ki Sema ve Aydın Doğan Eğitim Parkında saat 15:00-17:00 arası. Dersten çıkınca perşembe günleri gitmeyi planlıyorum henüz.

Bu hafta içi de artık şu tiyatroya kayıt olalım bakalım.Haftada iki günde okul çıkışı oraya gideceğim umarım günler çakışmaz.

Önümüzdeki Çarşamba ise bizim okulun yan tarafında sürekli gittiğimiz Sütlü Kahveye gitmeyi planlıyoruz. Biraz canlı müzik dinleyelim dedik özellikle de mercimeğin doğumgününe denk gelmesi bizi bu plana sürükledi aslında.Ama yinede eğleniriz biliyorum ya da bana güveniyorlar diyelim.

Ama en önemlisi de şu geçtiğimiz cuma gözlemimiz vardı gece gözlemi yarıda bırakmak zorunda kaldık hava kapadı...

Ve yarın yani pazartesi yine gece gözlemimiz olacak sanırım saat 19:00 da başlayacak.Ve yaklaşık 9:30 a kadar sürecek...

Vay be beni bulmak ne kadar da kolaymış saati saatine belli yerim yurdum... Biaz yoğunum ama aralarım ve dinlenme saatlerim hariç :)

Hee bir de bu yoğunlukta spora ve diyete başladım faydasını da görüyorum bile ...

Hoşçakal...

Cumartesi

***

Ağrılarımı,hastalığım ve yorgunluğumu önemsemeden gülümsemeye çalıştım dün.Bunun için teşekkür ederim can arkadaşım.Yanımdaydın.Eminönü,Kabataş,Beşiktaş derken oyaladın beni.Sayende unuttum biraz daha kendimi.

Bugün bu evde dua okundu.Mevlüt yapıldı.

Ve abim...İzmir-Gaziemir Askeriyesine teslim olacak yaklaşık bir hafta sonra...

Yanımdayken özlemeye başladım onu.Hayatımdaki kusursuz erkek abim...

Pazartesi

yazamayazak kadar hasta ve yorgunum belki başka bahara belki uzun bir aradan sonra...

hoşçakalın...

Perşembe

Matematik gibidir hayat.Hata affetmez

Yoruldum.Gerçekten yoruldum.Yine seçim yapmak zorundayım yine vazgeçmek.Ama bu sefer gerekli olmadğı halde ailemin bana bir bedel ödetme isteği üzerine yaşıyorum bu lanet olas duyguyu.Artık sormaktan sorgulamaktan da vazgeçmek üzereyim neden neden neden diye.Ne yazıkki ailemizi biz seçemiyoruz.Kendimi çok fena bir kültür çatışmasının içinde buluyorum.Verdiğim kararları bu yüzden oturtamıyorum ve asla mutlu olamıyorum.İçkiden nefret ediyorum.Tam anlamıyla nefret.Çevremde yarattığı etkiden ve insanların kendilerini güçlü , cesaretli sanmalarını bu yüzden.Bunu ispatlamak istemiyorum çünkü acı olur sonu eminim.
Ve hala alışamadım sürüp giden hayatıma.Bana kalsa bu hayat benim olamaz.Kendimi gerçekten misafir hissediyorum biraz uzun kalmış ama artık gitmesi gereken.Evini ve gerçek kimliğini bilmeyen bir misafir.Peki nasıl bulabilirim kendimi.Gerçekten bu muyum ben, bu kadar mıyım?Benim yaşam alanım neresi,ailem bunların neresinde,ne zaman tanıyacağım benliğimi offf... git gide yabancılaşıyorum,yabancıyım kendime.
Yine de hala direnebildiğime inanamıyorum. Sanırm bana bahşedilemeyecek kadar cesaretliyim,inatçıyım.Bu inadım neden mi? Çok basit,mutlu olmak için tabiki de.Ve kendime güvendikçe de vazgeçmeyeceğime inanıyorum.
Benden daha iyi daha güvenilir bir kıdemde olmayan birinden hayat dersi almak-almak zorunda kalmak,mahsur olmak-öyle acı ki...Bunu bile bile bu duruma mudahele edememek ise gerçekten yazık bir durum.Keşke doğruları söylemek böyle dolaylı yoldan başlayıp vazgeçmek gibi bir sonla noktalanmasaydı.
Ne var ki elimizde olanlar ve olmayanlar gerçeğini taşıyoruz hayatta.Elimde olsa... diye başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmez. Oysa bir yerde yıkmak gerek tabuları.Sonuç itibaren el benim,benimse yutmak olmaz konuşulması gerekenleri.Ama henüz erken...Başlarsam asla sonlandıramam ve sondan geriye döner zaman,ilerlemez.Ya da sil baştan başlarsam eğer bu sefer tek başma kalacağımında bilincindeyim tamamen.4 kişilik bir tabloda köşeye sıkışmış mecburi bir bölümü oluşturmak zorunda kalabilirim.Ve henüz o kadar güçlü değilim.

Lütfen bana elimi geri verin...

Hayatımız bir matematik problemi gibi sanırım.Bizim doğumumuzdan hatta biraz daha once başlanır soru çözümlenmeye.Ama eğer başta yanlış yapılmışsa ve üzerinden satırlar geçmiş ben sadece sonunda bunu farkettiysem,sil baştan yapamaz kimse,yapılamaz.Son işlemi değiştirmek ne farkeder ki.Yanlış yaşamak zorundayız,yaşatanlar yüzünden...

Salı

Yüksek seste fısıltılar

Bir adamın güncesi... okumak isterdim. Davet edilmediğim bir yerde ne işim var ki?
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
İçten gelen sesler kulağıma fısıldamıyor artık bass bass bağırıyor? Sananeee diye...
gerçekten doğru mu işitiyorum yoksa gaipten bir ses mi bu???

:/

Bir Çağla Bir Çağ

dün sabaha karşı kendimle konuştum
ben hep kendime çıkan bir yokuştum
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim
kendimle vuruştum

Özdemir ASAF

Vay be...Bu şiirle kendimi bağdaştıracağımı düşünmezdim hiç.İyi yazmış şair.Belki de yaşamıştr benzerlerini.Kendimle vuruşmayı isterdim gerçekten.Özellikle yaşadıklarım sindiremediklerim ve son günlerde maruz kaldığım ithamlarla,düşüncelerle...Gerçekten düşmanlık yapıyorum kendime.Bunu farkına varmam için birilerinin söylemesine gerek yoktu elbette ama dışardanda görüldüğünü bilmiyordum.Bir oyunun içinde avunuyordum belkide.Ama kurallarnı benim yazmadığını unutmuşum.Nerde mahsur kaldım ki ben?Ayrı ayrı iki kişi olmayı çok isterdim.Çünkü bir bedene sığdramıyorum kendimi.Sonra taşacak bir kalıpta bulamıyorum.İki kişi olsaydım biri olması gerektiği gibi geleni yaşayan ÇAğla olsaydı-olmak zorunda olanı-,diğeri hayallerini yaşadaydı düşünmeden sorgulamadan üzülmeden-olmak istediğini-



Benim düşlerimin içinde
O uyuyordu,duyuyordum.
Ben bir uykusunda onun,
Bir düş´ünde bulundum...
Uyuyordu,duyuyordu,
Avundum.

II

Benim düşlerimin içinde
O uyumuyordu,biliyordum.
Ben ne bir uykusunda onun,
Ne de bir düş´ünde bulundum...
Bulunsaydım,
Vururdum....

Özdemir Asaf...

Bendeki Özdemir Asaf hayranlığınnda nerden geldiği malum.Bütün hayranlıklarımın bel kemiğinden belki de...Neyse herşeye -rağmen- teşekkür ederim...

Sıra kimin vurulması gerektiğine geldi...

Dedi Çağ Çağla'ya... Ve ona asla kıyamazdı...

Pazartesi

hayaldeki hayat....

Seni kimler aldı,kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde ellerin izi var...

Bu günlerde bu şarkı çok takıldı dilime Sezen Aksu'nun. Neden mi ? Belki kaybettiklerimizin bir daha kazanılamayacağını farkında olduğumdan dolayıdır.Hazmetmeye çalıştğımdandır.Artık elimdekilerle ne kadar mutlu olabilirim sorusuna cevap aradığımdandır.Ya da tartıya koymaktayımdır ne için nelerden vazgectigimi...Nasıl ağırlık elde edeceğimi de bilseydim belki mutlu olmam kolaylaşırdı.Demek ki hala arayışlar sürüyor.Ne arayışı?İçimdeki seni.Hala yüzleşiyorum. ama 2 doğru varsa 1 yanlış da buluyorum aralarında.Ama bu bir şey ifade ediyor mu hayır.Doğruları görünce bak gördün mü hata etmişim arkamı dönmekle diyorum.Yanlışları gördükçe haketmişimdir kesin diyorum ya da zaten yanlışlar olmasa doğruları göremezdik diyorum ya da yanlışlar arada limoni tat verir mayhoş olur ilgi çeker ilişki vazgecilmez sıkılınmaz bir tada ulasmaya calısır diye dusunuyorum. İşin komik taraf bu.Ben ne yaşarsam yaşayayım, hangi zamanı neyi anarsam anayım toz konduramıyorum işte.Hep iyiye yoruyorum.Daha güzelini apmış,en güzelini en iyisini yapmış,benim aklım ermemiş diyorum.En kötüsü de bu ya.Ne yaşarsam yaşayayım o haklıymış diyorum haklıymış.Ya da gülümsüyorum işte. Sırf o öyle görsün öyle hissetsin diye...biliyorum artık okunmuyorum da.Ciddiye alınmıyorum veya hayatlardan soyutlanıyorum.Kurtulmaya çalışırcasına benden...Ne diyim yine haklısın... Hangi laf hangi olay hangi yanlış seni haksız yaptı ki benim gözümde en fazla incinirdim ama kızamazdm.Üste çıkamazdım. Sen hep en mantıklı ,doğruydun.Hatasızdın.Belki de hala öylesin ve ben bu yüzden mısralarımda tek başımayım mı demeliyim...Sen sözlüktün ufak kız için.Minik denilen bazen.Onu büyütebilen bir pusula bir sözlük...Her başı sıkştığnda yalnız kalıp aklında bir kahraman oluşturduğunda karşısına çıkıp onun' içinde bir ışık' yakan...böyle böyle belirdi kahramanın yüzü...Netleşti artık buğulu veya şüpheli bile değildi...Bu yüzden artık kaybolsa da kahramanlar yüzleri ve izleri unutulmayacak kadar net,kalıcı...

Hatasız bir hayatında hata bile olduysam umarım sadece mayhoş bir tat bırakmışımdır.ekşimsi ama acı değil...

Neydi şimdi bu yazı... Bir kızın hayalgücü diyelim ... Ben hep hayallerimle ve hayalimdekilerle yaşadım.Bunu bazen hayatta da başardım...Başardıklarımın şerefine... bitmeyenlere,yazılarıma,ilham kaynağı olan sızıntılara...

Cumartesi

Durum Değerlendirmesi

Çok film seyretmeye başladım bu soralar.Boş vakit bulmamdan olsa gerek.Dün gece Yüksek Tansiyon filmini izledik abimle.Çok beğendim yine.Nedense abimin tavsiyelerinden şu ana kadar hayal kırıklığına uğradığım bir seyir yaşamadım.Yasaklıymış sanırım bazı ülkelerde o film.Ama muhteşem ve etkilenmemek elde değil.Yinede izlemenizi öneririm.
***
Canım çok sıkkın nedenini söylemeyeceğim.İçime atma kararımı yineliyorum.Çok daralrsam yine sitem ederim.Ama ... Ama işte.

Hiçbir şey sonsuza kadar sürmeyeceğine göre durum değerlendirmesi yaparken neden bu kadar kısa sürdü ya da oysa daha yeni yeni... diye başlamamak gerekiyor sanrım.Çünkü ne zaman eskiyeceği bilinmez ya da ne zaman sonlanacağı.Neye göre kime göre uzun ya da kısa.Hayatımızın bile başındayken sonunu beklemiyor muyuz zaten. Belki de sadece anı yaşamalı.Öyle imkansız geliyor ki bana bu laf yavaş yavaş.Çünkü yarını hatta bir saat sonrasını düşünmeden yaşadığım çok nadir anlar oldu.Olmadı değil oldu tabii.Ama elbet bir yerde kesiliyor bu fikirler.Ya da uzaklaşıyor.Mesela çok mutlu olduğum birinin yanındayken bütün kısıt ve sınırlara rağmen onun yanımdan gittiğinde başına gelicek veya karşılaşacağın zorlukları düşünmemek gibi... Yiyeceğin azar ve trip de cabası...Ama o an onu düşünmüyorsun işte...Sınırları delice zorlamak,Gecenin bir yarısı yapman gereken bir şeyi değil de olmaman gereken bir yerde surekli yanında olmasın istediğin insanla olmak gibi...Ne kadar garip değil mi? Küçük gibi görünsede yaşadığın durum ve ortama göre herşeyi göze almak gibi.Yaşadığın bir kaç saati hayatına kâr saymak gibi... gibi gibi gibi işte... Uzaktan gördüğünde 'yuh artık' deyip yaşadığında ise bütün yuhları yutup gözlerini karartmak gibi...Bir süre sonra yaptığın yanlışlardan(sen bunu farketmesende diğer insanların gözünde yanlış olarak değerlendirilen olaylar) gurur duymak gibi... İşte yaşanılanlar böyle geliştikçe insanın doğru bildikleri bir süre sonra yanılgıya uğruyor.Ya da bir daha yaşayamacağını bildiğin için çamur atp,üzerine örtmeye çalışıyorsun demek oluyor bu.

Uzun saçmalamalarımdan sonra nasılsa anlaşılmadığımı düşünerek ve bu anlaşılmamamın verdiği huzur ve de iç rahatlığıyla yazımı sonlandırıyorum. Neden mi iç rahatlığı? çünkü anlaşılmadığımı düşünerek herhangi bir cevap hakkı doğurduğumu da düşünmüyorum.Eh bundan iyisi can sağlığı.Ben yine kendi kendimle konuşur,sorar cevaplarım.Oh ne ala.
Haydi hoşçakalın...

''...Ölüm Allahın emri de şu ayrılık olmasaydı...''

Çarşamba

Teoman,Candan Erçetin #Gemiler#

Bu şarkınn bende anısı büyüktür.Bu programa o dönem çok yakın arkadaşım olan biriyle gitmiştim.Gittiğim de yine o karışıklık bunalım dönemlerim aklıma gelmişti.Gelmek kalmayığ aklımı karıştırmıştı.Sonra yine o ağır düşünceler ve sonra yine dayanamayan , yenik düşen bir Çağ.Ama o sürekli bitmeyen başlangıçların 2.sini başlatmıştı sanırım.Sonralarıda geldi tabi...Aklıma düşüpte yine iletişeme geçmemi engelleyemeyecek o başlangıçlar...2 de kalmamıştı elbette... 2,3,4,5,6...

Hayatımızdaki başlangıçların hiç bitmemesi dileğiyle...Hatta başlanılanların kolay kolay sonlanmaması dileğiyle de...

Hayat...

Dün mükemmel bir film izledik abimlerle.Etkilendiğimi söylemeliyim açıkcası.Duygusallığımın başgöstermesi bir yerde kalsın zihinleri bulandırması ve ayrıntılara dikkat çekmesi filmi başarılı kılmış benim gözümde.Sanrım izlemekte geç kalınmış bir film ama bir şeyi geç de olsa yapmak hiç yapmamaktan daha iyidir diye düşünüyorum.Elbette ki herşey zamanında yaşanmalıdır ama gecikildiği içinde vazgeçilmemelidir gibi birşey işte.Neyse yine uzattım sarpasardı yapacağım muhabbette...(Anestezi)
***
Dün gece Onur'la haberleştim biraz.Onun her insanın yaşayacaklarını erken yaşta yaşamaya başlamasındanda etkilenmediğimi söyleyemem.Onun kadar üzgünüm.Üstelik aramızın limoni durumda olmasının böyle bir olayla düzelmesi beni ayrıca rahatsız ediyor.Onun için keşke diyeceğim şeyler oluştu kafamda.Zamanında onu kırdığım için vs.Neyse şimdilerde yine de yanında olabilmek biraz daha iç rahatlatıcı.Zamanın bize getirdiklerini yaşamaktan başka bir çaremiz kalmıyor bir yerde.Kader diye de bilinen yaşamın bilinen seyri bizi her zaman hazırlıklı yakalamıyor malum.Bu demek oluyor ki insan her olasılğı düşünmeli başna gelebilecek.İyi ya da kötü.En azından farkına varmalı.

Hayat; öğrenmekle bitmeyecek kadar uzun,öğrendiğini anlayamacak kadar kısa...

Salı

Arayan Bulur...

Kaçamazsın...Bulurum istersem.Görürüm yaptklarını,okurum yazdıklarını... Bana bir şey demen gerekmez,ben kapatırım gözlerimi takip ederim yere düşen ekmek kırıntılarını ya da ağaç kavuklarından ya da karınca yuvalarından ya da içimdeki seslerden ya da...

Taksim turundan sonra soğuğu hissettik.Ama eğlendik.Üzülmem gereken şeylerde oldu ve bende gerekeni yaptım.Kafam kurcalamayı başaran bir kaç durumla karşı karşıyayım.Ama artık gözlerimi açmam,ortaya çıkmaya çalışan sesleri bastırmam gerektiğini düşünüyor herkes. Nedeni basit. Üzülmemem için.İyi de ben denedim. Hem 'ak'ı hem kara'yı. yine sonuç aynıysa neden alternatif bir yol bulmaya çalşıyorum ki artık.İçim yanıyorsa yanacaktır.Var ya da yok.Önemli olan benim aklımdaki varlığı.Yaşadıklarımın yaşayacaklarımın.Ki hala var sa yaşayacağımdır.Yanacağımdır.Karanlıkta kalmaksa alışığımdır zaten. Bugünlerde hazmedemediğim şey ise başkalarının yerime geçmeye çalışmaları.Bunu başarsalar da asla ben olamayacaklar.Bakışları,düşünceleri ve özellikle de sevgisi şefkati...O kadar da emin konuşuyorum ki gösterip göstermemekten ziyade benim kadarını hissedemez. Asla ve asla...

Neyse sinirliyim.Üzgünüm.Kızgınım,Kırgınım...Karmakarışığım.Ve yine eski Çağ'ım işte

Hoşçakal...

Pazartesi

Lütfen...Lütfen...Lütfen...

Gitme lütfen... Seni okuduğum sayfaları bırak...Lütfen...

Merak merak merak...???

Dayanamadım yine de yazacağım.Çok merak ediyorum.Arada sitem dolu bazen sevgi kokan yazılarının bir kahramanı bir sahibi var mı? gerçekten kimi düşünerek yazıyorsun? Tabi ki de bana yazdığını düşünemem öyle bir yetkim yok.Ama merak işte...Mesela 2010 da yazdığın şiir... Öyle güzel ki... Okudukça kimi bulmalıyım içinde? yazmamak için hissettiklerimi kendimi zorluyorum... Belki de hep yaşadığım şeyler bunlar...4 seneden beri... Geçer demek yok Geçmeyecek.ÜStelik öyle bir çıkmazdayım ki...
Neyse bugün bir kızın bloğunu okudum çok güzel yazmış karşılıksız aşkını.Kimbilir belki de sanadır.Hatta muhtemelen sanadır.Ya da bence kesinlikle öyle...Bazı tarihlerdeki karamsarlığı düşüncelerimle örtüşüyor çünkü... Özellikle o kızın yerinde olmak isterdim ifadesini nedense direkt kendimle bağdaştırdım...Durup dururken kskandım işte...
Nedeni muamma...

Neyse efendim hiç kimse benim kahramanımı benden çok sevemez,sevmemiştir de...

Ne%C5%9Fe+Karab%C3%B6cek++%28Ya%C4%9Fmur%29

!

Senden çok şey öğrendim ve öğrenmeye de devam ediyorum...Teşekkür ederim yaşayamadğım herşeyi yaşadığım için.Özür dilerim seni suçlu hissettirdiğim için. Hala büyümeyi beceremediğim gerçeği belki ya da bunun arkasna saklanışım bu.Bilmiyorum.Yinede iyi ki o gün akşam üzeri deniz kenarında oturmaktan sıkılıp eve gitmemişim.Yine de iyi ki başladığım bir hayali sürdürmüşüm.En azından o zaman bile olsa mücadele etme duygusunu yaşamışım.Sonunu bilmeyi bırak başı olmayan bir olguyu çabalamışım.Bir yerde başlamışım.Yakında uzunn uzunn yazacağım sanırım ilk denilen duyguyu yaşamanın tadın ve ayrıntılarını.Ayrıntıları unutmaktan korkuyorum.Özellikle taşların arkasındaki yazıları...

Dedi kız...

Ç

Ben uyurken
Duvarıma tırmandın
Güllerimi yoldun

Ve bütün şikayetin
Sen uyurken
Bahçene girenlerden

Özdemir Asaf

Pazar

%C5%9Eebnem+Ferah+Ate%C5%9Fe+Yak%C4%B1n+-+2010+Alb%C3%BCm

her kahraman gibi erken gittin... güzel şarkı dinlemenizi tavsiye ederim...

Rüya


Çok garip bir şekilde uyandım bu sabah.Dün gece uyuduğumu anlamadan uyandım.Öyle gerçekçi görmüşüm ki rüyayı affalladım biraz uyandığımda.Bir Kahraman gördüm.Artık görmemem gereken türünden.Yaşadıklarımız yaşanmış yine,Herşey kuralına uygun gitmiş.Rüya olduğuna inandıracak en ufak bir terslik bir aksama yok ki senaryoda.Bende uyanamadım işe tabi.Neyse...Bir şekilde konuşulmaya başlanmış o ulaşılmaz kahramanla.Aslında burda bir sorun olduğunu hissetmem lazımdı.İmkansız bir şey öyle pat diye olmaz ki.Efendime söyleyeyim.Yaşananlar yine yaşanmış,sonuçları yine aynı gelişmiş ve bütün bunların zaman içerisindeki etkisi de aynı olaylarla başgöstermiş.Ama bir yerde tıkanılmış ve dayanamamış başrolünü kaybetmeye hikaye.Aradaki sorunların çözüleceğine inandırmaya kalkmış kendini sonra birde bakmış bu kanıda olan sadece kendisi değil.Şaşırmış mutlu olmuş ve beklemiş... Konuşulanların gerçek olmasnı,kırılanlar kaybolanların onarılmasnı...Ve beklerken bu kız uyanır... Uyandıktan sonra biraz bakınır,kendine gelmeye çalışır.Zaman mekan aynıdır.Ama bir pencere yoktur hayata açılan.Rüya olduğu bariz bir şekilde ortadadır.Oturup düşünmeye başlar yüzünü yıkamadan.Benim rüyalarım gerçek oluyordu bir ara acaba... Yok Yok sonra gercek nedeni anlar... Çünkü düşünerek yatmıştır..İnsanlar uyumadan önce neyi çok düşünürlerse rüyalarına girermiş,etkilenirmiş sanırm ondan... Neden düşündüğüm ise...

Sonuçta rüyaymış ve uyandık...Bir varmış,bir yokmuş...
Ama kızın aklında sürekli onu en çok kıran sözlerin yankıları varmış... Son gün konuşulan son sözler...Onları duyduğu kadar samimi bir tek laf daha duysaymış bunları içerlemeyecek kadar şansa boğarmış hayat'ını...Bir varmış,yok olamamış...

Cumartesi

MUTLU AŞK YOKTUR


İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur

Hayatı bu, silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları hayatım ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur

Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur

Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur

Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da

ARAGON

Ve Bir Kış Günü

Ve bir kış sabahı bembeyaz karlar üzerinde insanın aklına olmadık düşünceler geliyor.Daha çok kararmış fikirler ama.Pek bir beyazlığı kalmamıs sanki...Tam bu havalarda İstanbula çok arkadaşım gelecekmiş.Kaderdaşım(Bertan) bunlardan bir tanesi .Diğeri ŞAhin. Diğeri eski bir arkadaş.Sonra sırada meleğim,bizim kızlar,Neşem de var tabii.Ve sonra sıra yine okuluma gelecek gibi...Asıl beklediğim istediğim insan gelmeyecek gibi.Açıkçası pek de dışarı çıkasım yok.HE bir de bu sıkışıklıkta tiyatroya gitmem lazım mutlaka. Gizemi alırım yanıma sanrım arkadaş olarak. Mustafayla beraber G.O.P. gençlik eğitim merkezine kayıt olacağız.Ve ordanda sürücü kursuna.Saçlarıma da alışmaya çalışıyorum bu aralar...
Tabii bu arada öss ye de çalışırım biraz belki.Çünkü ne olursa olsun sınava gireceğim sanırım. En azından aklımdaki bir kaç düşünceyi yerine getirmek için.Off amma da yoğunmuşum. Sanırım bir ara yakınımdakilerin görüşme nedeniyle canlarını sıkmaları normalmiş.En iyisi kimseyi mecbur etmemek ve hayatına daha bireysel bir yön vermekmiş.O kadar düşünmeye karşı birşeyler yapamamak da var tabii işin ucunda.Bakalım hayat bize neler gösterecek... Gerçi bir kere de şaşırtsın beni şu dünya ya...Bir hikayeninde sonunu tahmin edemeyeyim.Bir kerede mutlu son görelim.Hoş olmaz mıydı??
Bu soğuk günlerde içinizin ufak şeylerle bile olsa ısınması dileğiyle...

Kararsızlıklar kararı

İçimden konuşmak değil,kelimeleri yutmak,susmak yaşadıklarımda boğulmak istiyorum...Sabit değilim.Arkadaşlarım haklı.Belli bir süre önce kaybettim...Bulmak istemedim ya da elimden gelmedi.Gitmek...hala aklımda.Ne için kaldığımı düşünürsek İstanbulda... Sebebimi çoktan kaybettim zaten değil mi? Anlaşılmaz bir güçlükte barınıyorum şimdilerde.Sonunu görmeden,bilmeden...Memnuniyetsiz ve huzursuz...Bir elimde kalem ve ağzımın kalemimle dolu olması suskunluğumun bahanesi...Artık sadecekendime susuyor,kendime konuşuyorum.Cebelleşiyorum...
Belki de yaşadığımı farkedenler öldüğümü farkedemeyecekler...
Yine bir tür kararsızlıkların beni sürüklemesini yaşıyorum...Ama nereye bilmeden!!!

Bari sınava girip girmeme kararımı verirken doğru davransam....

İyi geceler...

Pazar

Gitmek...


Aklımı kurcalayan düşünceler , rahat bırakın artık beni. Zaten sıkıntım başımdan aşkın.Gitmek istiyorum.Ciddi anlamda.Hatta bunun için ne lazım geliyorsa yapmayı da düşünüyorum. Gerekirse bir senemi boşa harcamak.İstanbul gibi büyük bir şehirde sıkışıyorum,daralıyor ruhum.Gözlerim olanı biteni değil görmek istediğini görüyor yine.Yine hayaller alemine dalmak istemiyorum.Ya da her zaman hapsolduğum şeylere hapsolmak... Geriye dönmemek gerek.
Önceden olur olmaz şeylere kızardım.Artık en çok kendime kızıyorum.Mesela insanlar özellikle okumasını istediklerim blogumu okumadığında öfkelenir belki de kırılırdım içten içe.Sonraları ise insanları hiçbir şeye zorlamamayı öğrendim.Zorla güzellik olmuyormuş.Bu sadece bir örnek.Ama zorla güzellik olmaması durumu ise hayatın her döneminde yüzüme vurduğu bir gerçek.Belki de hayatımın her döneminde aynı insanlar olduğu içindir bilmiyorum.Düşüncelerimi bilsinler istemiştim sadece.Anlatamadıklarımı,hissettiremediklerimi belki de.Sonra gördümki hiç çaba harcanmamış zaten.Kİmbilir belki de anlatamamamın sebebi ben değil karşımdakinin anlayışsızlığıydı.
Şimdilerde ise ne anlamam gerektiğini bilmiyorum.Düşünmemeye çalışıyorum.Gerçi pek de başaramıyorum. Kafamın içinde kırk tilki ve haketmeyen insanlara ihanet ediyorum düşüncelerimle belki de.
Neyse şimdilik bu kadar yazalım.Dayanamadıkça döker yine Çağ içini.İster ciddiye alınsın fikirlerim , hislerim ister umursanmasınBazı şeyleri, yazı yazmayı bile sadece kendim için yapmayı öğrenmeye başlıyorum...

Çarşamba

var-yok

Ve uyandık. Bir ruyanın daha sonundan yazıyorum.ama herkes ruyalardan uyanılcagını bilir.ama uyumak zorunda hisseder ya kendini. O duyguyu yasıyorum simdilerde .Ama ben uyumak zorunda oldugumu değil uyanmak zorunda oldugumu hissetmenin burukluğundayım hala.Güzel başlayan eğlenceli devam eden ve unutulmaması bir gün olduğunu hatırladıktan sonra acı sonla biten 4ocak günü. Diyebilecek pek bir şey yok...Geçmiş olsun hepimize.Özellikle de bana. Umarım çabuk geçer mesela bir ay sonra tekrar uyumak koşuluyla.Seve seve.Meraklıca...
Teşekkür ederim...
Yazamayacak kadar yorgun ellerim,gözlerim.Yine de anlaşılacak kadar yazmak istedi işte Çağ.Komik m oldu karmaşık mı yoksa...Gece gündüz demeden boynumda bir atkıyla geziyorum.Aynı koku aynı his...

iyi geceler yanımda olanlar ve olmayanlar...