Cumartesi

Ve gitti gider...

Abim gitti bir gitti pir gitti... Çok üzgünüm,ağlamaktan gözlerimiz acımaya başladı artık. Onun boşluğu felakete yakınmş meğer. Daha şimdiden hemde...

Yazmıyorum yazamıyorum artık bir şey yapmıyorum hayatım yeterince BOŞ ve SIRADAN... bazı şeylerin zamanının geçtiğini düşünerek kendimi geri plana atıyorum ya da sürükleniyorum ya da uzaktan bakmak zorunda kalıyorum...Yaşlanyorum yaşlandığımı hissediyorum...

Sanırım bundan sonra çocuklarımda zaman geçiricem umarım iyi anlaşırız yeni arkadaşlarımda...

Şimdilik iyi geceler... Tekrardan başlıyorum yazmaya güncellemeye yazılarımı...Ama okumak da şart ki di mi?

Hoşçakal...

Pazar

Kısaca yaşamım...

Ne zamandır tam anlamıyla anlatmıyorum kendimi belki de zamanım kalmıyor ya da gerek duymuyorum. Bu kadar zaman sonra üstelik yazılarımda tek tük e inmişken kimlerin merak ettiğini ya da hala büyük bir sabırla okumak için sayfamı açtığını bilmiyorum.

TEGV de artık ben de bir gönüllüyüm ve bir kaç dersi daha aldıktan sonra eğitim vermeye başlayacağım iki hafta sonra.Fındıkzadede ki Sema ve Aydın Doğan Eğitim Parkında saat 15:00-17:00 arası. Dersten çıkınca perşembe günleri gitmeyi planlıyorum henüz.

Bu hafta içi de artık şu tiyatroya kayıt olalım bakalım.Haftada iki günde okul çıkışı oraya gideceğim umarım günler çakışmaz.

Önümüzdeki Çarşamba ise bizim okulun yan tarafında sürekli gittiğimiz Sütlü Kahveye gitmeyi planlıyoruz. Biraz canlı müzik dinleyelim dedik özellikle de mercimeğin doğumgününe denk gelmesi bizi bu plana sürükledi aslında.Ama yinede eğleniriz biliyorum ya da bana güveniyorlar diyelim.

Ama en önemlisi de şu geçtiğimiz cuma gözlemimiz vardı gece gözlemi yarıda bırakmak zorunda kaldık hava kapadı...

Ve yarın yani pazartesi yine gece gözlemimiz olacak sanırım saat 19:00 da başlayacak.Ve yaklaşık 9:30 a kadar sürecek...

Vay be beni bulmak ne kadar da kolaymış saati saatine belli yerim yurdum... Biaz yoğunum ama aralarım ve dinlenme saatlerim hariç :)

Hee bir de bu yoğunlukta spora ve diyete başladım faydasını da görüyorum bile ...

Hoşçakal...

Cumartesi

***

Ağrılarımı,hastalığım ve yorgunluğumu önemsemeden gülümsemeye çalıştım dün.Bunun için teşekkür ederim can arkadaşım.Yanımdaydın.Eminönü,Kabataş,Beşiktaş derken oyaladın beni.Sayende unuttum biraz daha kendimi.

Bugün bu evde dua okundu.Mevlüt yapıldı.

Ve abim...İzmir-Gaziemir Askeriyesine teslim olacak yaklaşık bir hafta sonra...

Yanımdayken özlemeye başladım onu.Hayatımdaki kusursuz erkek abim...

Pazartesi

yazamayazak kadar hasta ve yorgunum belki başka bahara belki uzun bir aradan sonra...

hoşçakalın...

Perşembe

Matematik gibidir hayat.Hata affetmez

Yoruldum.Gerçekten yoruldum.Yine seçim yapmak zorundayım yine vazgeçmek.Ama bu sefer gerekli olmadğı halde ailemin bana bir bedel ödetme isteği üzerine yaşıyorum bu lanet olas duyguyu.Artık sormaktan sorgulamaktan da vazgeçmek üzereyim neden neden neden diye.Ne yazıkki ailemizi biz seçemiyoruz.Kendimi çok fena bir kültür çatışmasının içinde buluyorum.Verdiğim kararları bu yüzden oturtamıyorum ve asla mutlu olamıyorum.İçkiden nefret ediyorum.Tam anlamıyla nefret.Çevremde yarattığı etkiden ve insanların kendilerini güçlü , cesaretli sanmalarını bu yüzden.Bunu ispatlamak istemiyorum çünkü acı olur sonu eminim.
Ve hala alışamadım sürüp giden hayatıma.Bana kalsa bu hayat benim olamaz.Kendimi gerçekten misafir hissediyorum biraz uzun kalmış ama artık gitmesi gereken.Evini ve gerçek kimliğini bilmeyen bir misafir.Peki nasıl bulabilirim kendimi.Gerçekten bu muyum ben, bu kadar mıyım?Benim yaşam alanım neresi,ailem bunların neresinde,ne zaman tanıyacağım benliğimi offf... git gide yabancılaşıyorum,yabancıyım kendime.
Yine de hala direnebildiğime inanamıyorum. Sanırm bana bahşedilemeyecek kadar cesaretliyim,inatçıyım.Bu inadım neden mi? Çok basit,mutlu olmak için tabiki de.Ve kendime güvendikçe de vazgeçmeyeceğime inanıyorum.
Benden daha iyi daha güvenilir bir kıdemde olmayan birinden hayat dersi almak-almak zorunda kalmak,mahsur olmak-öyle acı ki...Bunu bile bile bu duruma mudahele edememek ise gerçekten yazık bir durum.Keşke doğruları söylemek böyle dolaylı yoldan başlayıp vazgeçmek gibi bir sonla noktalanmasaydı.
Ne var ki elimizde olanlar ve olmayanlar gerçeğini taşıyoruz hayatta.Elimde olsa... diye başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmez. Oysa bir yerde yıkmak gerek tabuları.Sonuç itibaren el benim,benimse yutmak olmaz konuşulması gerekenleri.Ama henüz erken...Başlarsam asla sonlandıramam ve sondan geriye döner zaman,ilerlemez.Ya da sil baştan başlarsam eğer bu sefer tek başma kalacağımında bilincindeyim tamamen.4 kişilik bir tabloda köşeye sıkışmış mecburi bir bölümü oluşturmak zorunda kalabilirim.Ve henüz o kadar güçlü değilim.

Lütfen bana elimi geri verin...

Hayatımız bir matematik problemi gibi sanırım.Bizim doğumumuzdan hatta biraz daha once başlanır soru çözümlenmeye.Ama eğer başta yanlış yapılmışsa ve üzerinden satırlar geçmiş ben sadece sonunda bunu farkettiysem,sil baştan yapamaz kimse,yapılamaz.Son işlemi değiştirmek ne farkeder ki.Yanlış yaşamak zorundayız,yaşatanlar yüzünden...

Salı

Yüksek seste fısıltılar

Bir adamın güncesi... okumak isterdim. Davet edilmediğim bir yerde ne işim var ki?
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
İçten gelen sesler kulağıma fısıldamıyor artık bass bass bağırıyor? Sananeee diye...
gerçekten doğru mu işitiyorum yoksa gaipten bir ses mi bu???

:/

Bir Çağla Bir Çağ

dün sabaha karşı kendimle konuştum
ben hep kendime çıkan bir yokuştum
yokuşun başında bir düşman vardı
onu vurmaya gittim
kendimle vuruştum

Özdemir ASAF

Vay be...Bu şiirle kendimi bağdaştıracağımı düşünmezdim hiç.İyi yazmış şair.Belki de yaşamıştr benzerlerini.Kendimle vuruşmayı isterdim gerçekten.Özellikle yaşadıklarım sindiremediklerim ve son günlerde maruz kaldığım ithamlarla,düşüncelerle...Gerçekten düşmanlık yapıyorum kendime.Bunu farkına varmam için birilerinin söylemesine gerek yoktu elbette ama dışardanda görüldüğünü bilmiyordum.Bir oyunun içinde avunuyordum belkide.Ama kurallarnı benim yazmadığını unutmuşum.Nerde mahsur kaldım ki ben?Ayrı ayrı iki kişi olmayı çok isterdim.Çünkü bir bedene sığdramıyorum kendimi.Sonra taşacak bir kalıpta bulamıyorum.İki kişi olsaydım biri olması gerektiği gibi geleni yaşayan ÇAğla olsaydı-olmak zorunda olanı-,diğeri hayallerini yaşadaydı düşünmeden sorgulamadan üzülmeden-olmak istediğini-



Benim düşlerimin içinde
O uyuyordu,duyuyordum.
Ben bir uykusunda onun,
Bir düş´ünde bulundum...
Uyuyordu,duyuyordu,
Avundum.

II

Benim düşlerimin içinde
O uyumuyordu,biliyordum.
Ben ne bir uykusunda onun,
Ne de bir düş´ünde bulundum...
Bulunsaydım,
Vururdum....

Özdemir Asaf...

Bendeki Özdemir Asaf hayranlığınnda nerden geldiği malum.Bütün hayranlıklarımın bel kemiğinden belki de...Neyse herşeye -rağmen- teşekkür ederim...

Sıra kimin vurulması gerektiğine geldi...

Dedi Çağ Çağla'ya... Ve ona asla kıyamazdı...

Pazartesi

hayaldeki hayat....

Seni kimler aldı,kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde ellerin izi var...

Bu günlerde bu şarkı çok takıldı dilime Sezen Aksu'nun. Neden mi ? Belki kaybettiklerimizin bir daha kazanılamayacağını farkında olduğumdan dolayıdır.Hazmetmeye çalıştğımdandır.Artık elimdekilerle ne kadar mutlu olabilirim sorusuna cevap aradığımdandır.Ya da tartıya koymaktayımdır ne için nelerden vazgectigimi...Nasıl ağırlık elde edeceğimi de bilseydim belki mutlu olmam kolaylaşırdı.Demek ki hala arayışlar sürüyor.Ne arayışı?İçimdeki seni.Hala yüzleşiyorum. ama 2 doğru varsa 1 yanlış da buluyorum aralarında.Ama bu bir şey ifade ediyor mu hayır.Doğruları görünce bak gördün mü hata etmişim arkamı dönmekle diyorum.Yanlışları gördükçe haketmişimdir kesin diyorum ya da zaten yanlışlar olmasa doğruları göremezdik diyorum ya da yanlışlar arada limoni tat verir mayhoş olur ilgi çeker ilişki vazgecilmez sıkılınmaz bir tada ulasmaya calısır diye dusunuyorum. İşin komik taraf bu.Ben ne yaşarsam yaşayayım, hangi zamanı neyi anarsam anayım toz konduramıyorum işte.Hep iyiye yoruyorum.Daha güzelini apmış,en güzelini en iyisini yapmış,benim aklım ermemiş diyorum.En kötüsü de bu ya.Ne yaşarsam yaşayayım o haklıymış diyorum haklıymış.Ya da gülümsüyorum işte. Sırf o öyle görsün öyle hissetsin diye...biliyorum artık okunmuyorum da.Ciddiye alınmıyorum veya hayatlardan soyutlanıyorum.Kurtulmaya çalışırcasına benden...Ne diyim yine haklısın... Hangi laf hangi olay hangi yanlış seni haksız yaptı ki benim gözümde en fazla incinirdim ama kızamazdm.Üste çıkamazdım. Sen hep en mantıklı ,doğruydun.Hatasızdın.Belki de hala öylesin ve ben bu yüzden mısralarımda tek başımayım mı demeliyim...Sen sözlüktün ufak kız için.Minik denilen bazen.Onu büyütebilen bir pusula bir sözlük...Her başı sıkştığnda yalnız kalıp aklında bir kahraman oluşturduğunda karşısına çıkıp onun' içinde bir ışık' yakan...böyle böyle belirdi kahramanın yüzü...Netleşti artık buğulu veya şüpheli bile değildi...Bu yüzden artık kaybolsa da kahramanlar yüzleri ve izleri unutulmayacak kadar net,kalıcı...

Hatasız bir hayatında hata bile olduysam umarım sadece mayhoş bir tat bırakmışımdır.ekşimsi ama acı değil...

Neydi şimdi bu yazı... Bir kızın hayalgücü diyelim ... Ben hep hayallerimle ve hayalimdekilerle yaşadım.Bunu bazen hayatta da başardım...Başardıklarımın şerefine... bitmeyenlere,yazılarıma,ilham kaynağı olan sızıntılara...